İŞTE ATATÜRK

İŞTE ATATÜRK
Allah Kuran’da: “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.” (17/İSRA/36) buyurmuştur. Atatürk de: “Türk Kuran'ın arkasında koşuyor; fakat onun ne dediğini anlamıyor, içinde neler var bilmiyor ve bilmeden tapınıyor. Benim maksadım; arkasında koştuğu kitapta neler olduğunu Türk anlasın” (Osman Ergin, Türk Maarif Tarihi 1-5, 1977 /A. Gürtaş, s. 41) demektedir.- "İŞTE ATATÜRK" PORTALINA GİRMEK İSTEDİĞİNİZDE YUKARIDAKİ RESMİ TIKLAYINIZ.

6 Ağustos 2017 Pazar

İSLAM DÜNYASI İNTİHAR EDİYOR

KONUK YAZAR
Ahmet B. ERCİLASUN - 06 Ağustos 2017@

Evet, İslam Dünyası intihar ediyor. Üstelik İslam'ı savunduğunu zannederek intihar ediyor. İslam diye selefîliğe yöneldikçe intihar ediyor. İslam'ın aklı, bilimi, araştırmayı öne alan ruhundan uzaklaştıkça intihar ediyor.
İslam, 7. yüzyılın Mekke ve Medine'sini kökünden değiştiren büyük bir inkılaptı. Toplumu cehaletten bilime, ahlaksızlıktan ahlaka, vahşi âdet ve geleneklerden medeni tutum ve davranışlara, karanlıktan aydınlığa yönelten büyük bir ilerleme hamlesiydi. Böyle olduğu için de Hz. Muhammed'in kurduğu devlet daha yüz yıl dolmadan dünyanın en büyük güçlerinden biri hâline gelmişti. Suriye'den, Mısır'dan, İran'dan ve Türkistan'dan ne bulduysa eleyip alarak, bünyesine katarak büyüdü ve 9.-10. yüzyıllarda Bağdat, dünyanın bir numaralı, bilim, kültür, iktisat ve siyaset merkezi oldu. Harun Reşid ve oğullarının doktorları, kökü Sasanilere dayanan bir aileden geliyordu ve Süryani idiler. Bunlar Pehlevi dilinden eserleri de Arapçaya çeviriyorlardı. Eski Yunan eserleri de yine Abbasi sarayında Arapçaya çevriliyordu. Büyük İslam medeniyeti böyle kuruldu ve gelişti. Beşikten mezara kadar ve Çin'de de olsa ilmi arayarak.
Bugün de yapılması gereken budur. ABD ne yapıyorsa, Japonya ne yapıyorsa, Avrupa ülkeleri ne yapıyorsa onu yapacaksınız. Elbette müptezellikleri, vahşetleri kastetmiyorum. Bilinmeyenin peşinden koşacaksınız. Canlı bedenlerin, cansız varlıkların, beyinlerin, okyanusların, uzayın derinliklerini araştıracaksınız. Birinci önceliğiniz bilim olacak. Bilim merkezleri açacak, en büyük yatırımları bilime yapacaksınız. İlk hedefiniz, her alanda binlerce birinci sınıf bilim adamı yetiştirmek olacak. Dünya çapında, birinci sınıf bilim adamı.
Aklınız, fikriniz sadece ahretinizi kazanmakta ise, bunun için de sürekli olarak, attığınız her adımın, hatta aklınızdan geçen her düşüncenin günah olup olmadığını düşünüyorsanız günahı da sevabı da, ahretinizi de unutun; çünkü bu tutum sizi ilerletmeyecek ve Batı tarafından sömürülmeye devam edileceksiniz. İslam Dünyası'nın sömürülmesine katkınızdan dolayı da her hâlde melekler size durmadan sevap yazmayacak ve Tanrı size Cennet'inde yer vermeyecek.
Şeyhinin önünde diz çöken, suç işlemiş gibi boynunu büküp duran müridane tavırlarınızla Batı'ya üstün geleceğinizi mi sanıyorsunuz?
Emperyalistler, zalimler diye bağırıp çağırarak Batı'yı alt edeceğinizi mi zannediyorsunuz?
Sesinize bir mazlum ahengi vererek biz tarihte şöyleydik, böyleydik yakınmalarıyla, nostaljiden öteye geçmeyen muhteşem tarih ve medeniyet söylemleriyle Batı'nın sömürüsünden kurtulacağınızı mı vehmediyorsunuz?
Elinize satır alıp Allahu ekber diye bağırarak Batı'ya ders vereceğinizi mi hayal ediyorsunuz?
Bu tutum ve tavırlarınız, sömürülmenin süresini uzatmaktan başka hiçbir işe yaramaz. Batı sizi sömürmeye devam eder ve sonunda yok eder. İntihar dediğim şey işte budur. Araştırmayı, incelemeyi, gözlemi, deneyi, laboratuvarı bir yana bırakıp insanın, toplumun, tabiatın ve evrenin milyarlarca durum ve hareketini dinî metinlerde aramaya kalkarsanız; toplumun, tabiatın ve evrenin bütün düzenini o metinlerden çıkaracağınız yorumlara göre kurmaya girişirseniz intiharı tercih ediyorsunuz demektir. Çünkü siz o metinlere farklı farklı yorumlar getirip birbirinize girdiğiniz sırada Batı, araştırmaya, incelemeye, gözleme, deneye devam edecek; bulacak, keşfedecek, icat edecek, böylece daha da güçlenecek ve sizi boyunduruğu altında tutmayı sürdürecektir.
Müslüman Arap ve Afrika dünyası bu hâldedir.
Müslüman Hint dünyası (Afganistan, Pakistan, Hindistan, Bangladeş) bu hâldedir.
Müslüman Şiî dünyası bu hâldedir.
Müslüman Hind-i Çinî (Güney-Doğu Asya) bu hâldedir.
Araplaşma ve selefîleşmeye doğru hızla gitmekte olan, her makama imam ve tarikat mensupları tayin eden, evlilik akitlerini müftülere bırakan, şarlatan şeyhlerin önünde diz çökenleri büyük elçi atayan Türkiye de bu hâle doğru yol almaktadır.
Ümit, Araplaşmaya direnen Türkçü, Atatürkçü, laik aydın ve gençlerde, selefî akımlara yüz vermeyen Türk Dünyası'ndadır. Türkiye, kendi kendini yok etmeye ayarlanmış selefî zihniyetten kurtulup bilime yönelirse, bağımsız Türk cumhuriyetleri bilimi, politikalarının ilk hedefi yaparlarsa bütün İslam Dünyası'nı da aydınlığa çıkarabilirler.
Kaynak: İslam Dünyası intihar ediyor! - Ahmet B. ERCİLASUN



3 Ağustos 2017 Perşembe

ALLAH BİZLERDEN ÖNCELİKLE, NASIL BİR İNSAN OLMAMIZI İSTİYOR.


KONUK YAZAR

HALUK GÜMÜŞTABAK



ALLAH BİZLERDEN ÖNCELİKLE, NASIL BİR İNSAN OLMAMIZI İSTİYOR.
 
 
Bu makalemde, sizleri üzerinde düşünmeye davet etmek istediğim konu, “ALLAH BİZLERDEN BİR KUL OLARAK, NASIL BİR İNSAN OLMAMIZI İSTİYOR.” Allah ın bu dünyada ilk olarak bizlerden istediği, kendisine ibadet etmemiz mi? Yoksa……? Gelin bu konuyu birlikte, Kur’an dan araştırmaya, anlamaya çalışalım. Bakın Allah bizleri, ne için yaratmış.
 
Mülk 2: O, HANGİNİZİN DAHA GÜZEL İŞ YAPACAĞINIZI DENEMEK İÇİN ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır. ( Elmalı meali)
 
Buradan da anlıyoruz ki, Allah ın bizleri yaratmasındaki asıl amacı, hangimizin bu dünyada güzel işler yapacağı, insanlara faydalı olup, güzel davranışlarda bulunup bulunmayacağını görebilmek için yarattığını söylüyor. Bunu başka bir ayetinde de açıklıyor ve sizleri, bu konuda imtihan ediyorum, hiç biriniz bu dünyadan, imtihan olmadan gitmeyeceksiniz diyor. 
 
Ankebut 2: İnsanlar, “İnandık” demekle İMTİHAN EDİLMEDEN BIRAKILACAKLARINI MI ZANNEDERLER.( Diyanet meali)
 
Yani bu dünyada Allah ın katında, onun sevgili kulu olmak istiyorsak, önce iyi, güzel ameller, davranışlar sergilemeliyiz ki, Allah ın huzurunda yüzleri gülen kullarından olalım. Dikkat ederseniz Allah, bana en çok namaz kılan, oruç tutan benim en sevdiğim kulum olacaktır demiyor Kur’an da. BİRİNCİ ÖNCELİK, GÜZEL DAVRANIŞLARDA BULUNMAK OLDUĞUNU, ÜSTÜNE BASA BASA SÖYLÜYOR.
 
Bu satırları okuyan bazı kardeşlerimiz, namazın hiç önemli olmadığını söylüyor bu kişi, iyilik yap gerisini boş ver diyor, şeklinde yorumlayabilir. Bunu aklı başında hiç kimse söylemez. Kur’an ın emrettiği salât/namaz/dua, insanın yaratıcısı ile bağlantısıdır. Bu kapıyı kim kapalı tutar, açmak istemez. Allah ın Kur’an da geçen emirlerini, doğru yerine getiren bir insan, yaşamında da her zaman, Allah ın bizlerden öncelikle istediği, adaletli, güzel davranışlarda bulunan örnek bir insan olmaya çalışır. BÖYLE BİR İNSANIN, ALLAH IN HUZURUNA NAMAZA DURUP, ALLAH IM İSTEDİKLERİNİ YERİNE GETİRDİM, DİYECEK YÜZÜ DE OLACAKTIR. 
 
Allah ın bizlerden öncelikli istediği konuları, gereği gibi öğrenememiş bir Müslüman ise, namazını istediği kadar kılsın, amacına asla ulaşmayacaktır. Bu namaz gösterişten öte gidemez. Onun için Allah önce istediğim doğru bir kul ol, ondan sonra BANA SAYGINI GÖSTER DİYE EMREDİYOR.  Maun suresinde, bu konuda Allah ın uyarılarını hatırlayınız lütfen, ne diyordu Rabbimiz. 
 
“İŞTE O, YETİMİ İTİP KAKAR. YOKSULU DOYURMAYA TEŞVİK ETMEZ. YAZIKLAR OLSUN O NAMAZ KILANLARA Kİ, ONLAR NAMAZLARINI CİDDİYE ALMAZLAR.”
 
Demek ki namazdan önce yapmamız gerekenler var. Eğer bizler Allah ın istediği doğru, adaletli ve hayırda yarışan, ahlaklı bir insan olamadıysak, kıldığımız namazında ne hayrını görebiliriz, nede faydasını. Müslüman toplumlarının acıklı hali, bizlere çok şey anlatıyor. Önce ahlaklı ve topluma faydalı şeyleri yapmayı amaç edinmeliyiz. Bu konuda dikkat çekici bir örnek vermek istiyorum Kur’an dan. Maide suresi 8. ayetinde, bizlerin dikkatini çekiyor ve bakın ne diyor Allah.
 
“EY İMAN EDENLER! ALLAH İÇİN HAKKI TİTİZLİKLE AYAKTA TUTAN, ADALET İLE ŞAHİTLİK EDEN KİMSELER OLUN. BİR TOPLUMA OLAN KİNİNİZ, SAKIN HA SİZİ ADALETSİZLİĞE İTMESİN. ÂDİL OLUN.”
 
Bu ayeti okudunuz. Günümüzde dindarlıklarıyla ön plana çıkan, camilerde boy boy poz vererek resim çektiren cemaatlerin, tarikatların ya da kişilerin davranışlarına, adalet anlayışlarına da şahit oldunuz, oluyorsunuz da. Sizce bu işte bir gariplik yok mu? Bizler Allah ın Kur’an da istediği, uyarıları ışığında mı yaşıyoruz? Bizden olmayana, bizim gibi düşünmeyene adaleti layık görmeyenler, sizce Allah ın maun süresinde, YAZIKLAR OLSUN O NAMAZ KILANLARA dediklerinden farkı var mı?
 
Bizler bir işe başlarken, eğer baştan doğru başlamadıysak, yaptığımız hiçbir işten verim alamayız, doğru bir sonuca ulaşamayız. Önce imtihanımız gereği, dosdoğru bir insan olmalıyız, topluma faydalı işler yapmalıyız ki, Allah ın hoşnutluğunu kazanabilelim.
 
Eğer adalet adına, işimize gelmeyen, nefsimizin hoşnut olmadığı şeyleri yapmıyorsak yaşamımızda, kendimizi kandırıyoruz demektir. Allah biz kullarını tarif ederken Kur’an da, TARTIŞMAYA MEYİLLİDİR, ACELECİ TABİATTA VE ZAYIF YARATILMIŞTIR, diye açıklama yapar. Tabi hepsinin üzerinde hâkim olan bir gücüde, biz kullarına verdiğini söyler Allah, AKIL, MUHAKEME GÜCÜ. Eğer aklı devre dışı bıraktıysak, ya da birileri bıraktırdıysa, bu zafiyetlerimizin hiç birisinin üstesinden gelemeyiz. ONUN İÇİN ALLAH KUR’AN DA DÜŞÜNMEYE, AKLIMIZI KULLANMAYA ÇOK ÖNEM VERMİŞ VE DİKKATİMİZİ ÇEKMİŞTİR. Hatta aklını kullanmayanı Allah, pislik içinde bırakırım demiştir. Hatırlayınız bazı cemaatlerde, akılla İslam yaşanmaz diyenleri duyarsınız. Bu zihniyet bizleri, Allah a mı ulaştırır yoksa…..? Yoksanın cevabını herkes, kendi nefsine vermelidir.
 
Dikkatinizi çekmek isterim, bizleri amacından uzak, çok kılacağımız namazlar değil, KUR’AN IN REHBERLİĞİNDE, AKLIMIZI KULLANIP KULLANMADIĞIMIZ KURTARACAK ve doğru yolu bulmamıza yardım edecektir. Yine bazı kardeşlerim, bu sözlerimden de yanlış anlamlar çıkartabilir. Namazı devre dışı bırakmaya çalışıyor, bu kişi diyebilirler. Bunu düşünmek, Allah a yapılacak en büyük saygısızlıktır. 
 
Eğer bizler, Allah ın istediği bir kul olmadan, adaletten Kur’an dan uzak, Kur’an a şirk koşan, Allah dan başka şefaatçiler edinerek, onun huzuruna durup, ona şükranlarımızı sunarak ondan yardım diliyor, ona kulluk görevimizi yapıyorsak, inanın boşa çaba harcıyoruz demektir. Bunu yapanların Allah, mahşer günü asla yüzüne bile bakmayacağı uyarısını Kur’an da yapıyor. ALLAH IN HUZURUNA DURMADAN, ONDAN YARDIM İSTEMEDEN, ONA KULLUK GÖREVİMİZİ YAPMADAN ÖNCE, ALLAH IN YÜZÜNE BAKACAK DURUMDA OLMAMIZ GEREKİR. Allah ın emirlerini yerine getirmeyen, onun ipine sarılmayıp, beşerin rivayetlerine sarılan bir kul isek, istediğimiz kadar huzura duralım, KAPI ASLA AÇILMAYACAK, DUALARIMIZ KARŞILIK BULMAYACAKTIR. NE YAPTIK Kİ, NE İSTEYELİM.
 
İslam toplumlarının, bugünkü halini isterseniz bir düşünün, ne demek istediğimi anlayacaksınız. Onun için önce bizler, Allah ın istediği, yardım sever, adaletli bir insan olmalıyız. Daha sonrada onun huzuruna durup, onu tespih ettiğimizde, ona şükranlarımızı sunduğumuzda, bizlere yardım elini uzatacak, bizleri hem bu dünyada, hem de huzurunda, yüzleri gülen kulları arasına alacaktır.
 
Bizler İslam ı, Allah ın indirdiği dinden öyle uzaklaştırdık ki, Allah ın bizlerden istedikleri tamamen devre dışı bırakıldı. Çünkü Kur’an yetersiz ve açıklanmamış ilan edilerek, beşerin rivayetleri din adına yaşanır oldu. Allah doğru yolu gösterip, bizleri yinede boş bırakmayıp teşvik ederek, söylediklerimi yapan ve yerine getiren kullarım için, hayal bile edemeyeceğiniz cennet hazırladım sizlere, yapmayanlara da cehennemi hazırladım diyerek uyarmıştır. 
 
Dini yozlaştıranlar, Allah ın dinini batıl ile sulandıranlar, Allah ın her konuda emirlerine yaptıkları gibi, bunu da değiştirmeye kalkmışlar ve ALLAH DAN BAŞKA İLAH OLMADIĞINI SÖYLEYEN BİR MÜSLÜMAN, PEYGAMBERİMİZİN ŞEFAATİYLE, CEHENNEM YÜZÜ GÖRMEYECEKTİR DEMİŞLER VE TOPLUMU BUNA İNANDIRMIŞLARDIR.  Hâlbuki Allah, zerre kadar yapılanın karşılığının görüleceğini bildirmiştir bizlere. Buna inanan bir insan, nasıl olsa cehennem azabı görmeyeceğim düşüncesiyle, kim bilir neler yapar, yapıyor da zaten. Yakın zamanda örneğini gördük, din kardeşine silah çeken, uçaklarla bombalayacak kadar hainleşen bir düşünce, inanç SİZCE HANGİ MANTIĞIN, DÜŞÜNCENİN ÖĞRETİNİN ÜRÜNÜDÜR? KUR’AN IN OLMADIĞI ÇOK AÇIK. Buna benzer itikatlar, İslam toplumunda olduğu sürece, din Allah ın dininden sapmış, şeytanın oyuncağı olmuş demektir. 
 
Değerli din kardeşlerim. Allah ın hoşnut olduğu sevgili kullarından olmak istiyorsak, önce birey olarak bizlere düşen, aklını kullanan, adaletli ve çevresinde insanlara yardım etmekte yarışan ÖRNEK insanlar olmalıyız. Daha sonrada, Allah a karşı kulluk görevimizi yapmak adına, Rahmanın huzuruna durduğumuzda, bakın her şeyin çok daha farklı olduğunu, dualarımızın nasıl karşılık bulduğunu göreceksiniz. 
 
KUR'AN, HER YÖNÜYLE BIR HARİTADIR. KENDİMİZİ O HARİTANIN BİR YERİNDE BULAMAZSAK, HAKİKATİN PARÇASI DA ASLA OLAMAYIZ.
 
Saygılarımla
 
Haluk GÜMÜŞTABAK
 

26 Temmuz 2017 Çarşamba

DİYANETİN FETÖ RAPORU


Diyanet, FETÖ elebaşının sapkın söylemlerinin incelendiği raporu açıkladı…

Diyanet İşleri Başkanlığı, FETÖ elebaşının sapkın söylemlerinin incelendiği raporu açıkladı.
Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığının, yaklaşık bir yıldır hazırlığını sürdürdüğü, FETÖ elebaşının İslam dinine verdiği zararları, yaklaşık 670 saat sesli ve görüntülü konuşmasını analiz ederek, Türkçe olarak basılmış 80 kitabını inceleyerek, "Kendi Dilinden FETÖ Örgütlü Bir Din İstismarı" adıyla raporlaştırdığı çalışma, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez tarafından kamuoyuyla paylaşıldı.
FETÖ elebaşının 40 yıllık söyleminin incelendiği çalışmayı, Diyanet İşleri Başkanlığı konferans salonunda düzenlenen basın toplantısıyla kamuoyuyla paylaşan Diyanet İşleri Başkanı Görmez, sözlerinin başında Mescid-i Aksa’da yaşananlara değinerek, “İslam ümmetinin ocaklarına ateş düştüğü bir zamanda İslam coğrafyasının her tarafında kan akarken, Mescid-i Aksa’nın harimi ismetine tecavüz edildiği bir zaman diliminde, 40 yıldır sureti Hak’tan görünerek ülkemizde nice büyük zararlara yol açan, gençlerimizin imanlarına, düşüncelerine, duygularına sızan örgütlü bir din istismarını tahlil etmek üzere huzurunuzda bulunmaktan büyük bir ıstırap duyduğumu ifade etmek istiyorum” dedi.
Raporun farklı dillere çevrilerek dünyadaki bütün dini kuruluşlarla da paylaşılacağını kaydeden Başkan Görmez, Din İşleri Yüksek Kurulunun yaptığı bu çalışmanın, Diyanet İşleri Başkanlığının gecikmiş bir vazifesi olduğunu belirtti.
FETÖ’ye karşı Din İşleri Yüksek Kurulunun çalışmasının, Haşhaşiler’e karşı İmam Gazali’nin çalışması, Osmanlı döneminde Kadızadeliler’e karşı Kâtip Çelebi’nin çalışması kadar önem arz ettiğini ifade eden Başkan Görmez, FETÖ ele başının sapkın din anlayışının gözler önüne serildiği raporu açıklarken şu ifadelere yer verdi;
“Selçuklu döneminde Haşhaşiler, Osmanlı döneminde Kadızadeliler nasılsa bugün de FETÖ öyledir…”
Din İşleri Yüksek Kurulumuzun yaptığı bu çalışma, bizim tarihimizde yeni bir çalışma değildir. Tarihimize baktığımız zaman Selçuklu Devletinin en zor zamanında Batini ve Haşhaşilerin ortaya çıkışı, İmam Gazali’nin onlara meydan okuyuşu ve o raporu bizzat Selçuklu Devletine, Nizâmülmülk’e takdim ederek, arkasından nizamiye medreselerini kurarak, İslam noktasında sahih bilgiyle insanların buluşması için başlayan çalışmalar neyse, Osmanlı İmparatorluğunun en zor döneminde Kadızadeliler hareketine karşı onların ortaya koyduğu yanlış düşüncelerden dolayı, Kâtip Çelebi’nin çalışması ne anlam ifade ediyorsa, Türkiye Cumhuriyetinin en zor zamanında bugün örgütlü bir din istismarı olarak FETÖ hareketini Din İşleri Yüksek Kurulumuzun incelemiş olması ve bir rapora dönüştürerek topluma takdim etmesi de o kadar önem arz ediyor.
“Bin yıl önceki Haşhaşi zihniyeti bugün tekrar ortaya çıkmıştır…”
Batiniler ve Haşhaşiler bundan yaklaşık bin yıl önce Gazali’nin hayatına kast etmiş dini istismar ederek suikastler düzenlemiş, devlet düzenini yıkmaya teşebbüs etmiştir. Fakat Haşhaşiler ne kalıcı bir zarar verebilmişlerdir, ne de sahtekarlıklarla bezenmiş din anlayışlarını bir sonraki asra taşıyabilmişlerdir ancak İslam medeniyeti o gün büyük bir yara almıştı. Aradan bin yıl geçmiş ve yine onlar gibi Haşhaşi zihniyet ortaya çıkmıştır. Fakat aynı zamanda Gazali’nin ve onun takipçileri son bulmamış, dinin aydınlık bir rehber olduğunu gören, müminlere feraset öğütleyen insanlar hep ola gelmiştir. Tarihten kendimize ders çıkarmakta çok başarılı olmadığımız belki de tarihten çıkaracağımız en önemli derstir. Fakat belki gelecek için günümüzden ders çıkarmayı başarabiliriz. İşte Din İşleri Yüksek Kurulumuzun yaptığı bu çalışma aslında artık geçmiş için değil gelecek için geleceğimiz için çok daha büyük önem arz etmektedir. FETÖ terör örgütünün bunlardan biri olduğunda hiç şüphe yoktur.
“Sızıntı Dergisi sadece bir derginin adı değil, bir hareketin ve bir metodun adıdır…”
Din İşleri Yüksek Kurulu FETÖ elebaşının ve hareketinin düşünce arka planını ortaya çıkarmıştır. Sızıntı Dergisi sadece bir derginin adı değil, bir hareketin ve bir metodun adıdır. Sadece kurumlara, ülkelere, müesseselere, devletlere bir sızma hareketi değil, inançlara, düşüncelere, kalplere, değerlere bir sızma hareketidir.
FETÖ hareketinin yöntemleri…
FETÖ yönteminin ana unsurları şöyledir. Yanlış bilgileri doğru bilgilerle harmanlayarak, karıştırarak vermek. Hemen her konuşmada mutlaka saptırıcı bir ifade adeta söz arasına ve satır aralarına gizlenmiştir. Birden fazla anlama gelen ifadeler kullanarak karma karışık bir teolojinin ortaya çıkmasını sağlamak. Kelime kalabalığı oluşturarak muğlak anlamlar üretmek. Kendini kastettiği halde üçüncü şahıslar üzerinden konuşmak. Kibrini tevazu olarak pazarlamak. İnananların itibar ettiği zatları çıkarı için şahit göstermek. Bütün konuşmalarında tiyatral bir oyun sergilemek. Gösteriyi anlamın önüne geçirmek. Söyleyeceği şeyleri meşruiyet devşirmek için önce zemin hazırlamak. Menfaati söz konusu olduğunda bu yöntemleri ustaca kullanmıştır. Ve nasıl ki başka takiye yöntemleriyle kurumlara, devletlere sızmışsa, takiye sözlerle insanların dimağlarına, zihinlerine, inançlarına ve değerlerine sızmıştır. 
“FETÖ'nün, insanların Allah tasavvurunu değiştirmeye kalkışmasına şahit oluyoruz…”
Üzerinde durulacak önemli bir husus uluhiyet ve rububiyet akidesi. İnsanların Allah tasavvurunu değiştirmeye kalkışması. Bunu o kadar ileri bir noktaya taşımıştır ki, fırsatını bulduğunda doğrudan doğruya onun adına konuştuğunu, mensuplarının karşısında haşa “kendi şahsında Allah’ın mütecelli olduğunu” söylemekten kaçınmamıştır. Ve ne hazindir ki bu sözleri cami kürsüsünde söylemiştir. Bu sözler onun sapkınlık derecesini göstermesi açısından önemli, fakat daha tehlikeli olan bütünde uluhiyet akidesini, Allah inancını, Allah tasavvurunu sistematik olarak bozmaya çalışması. Kendi mensuplarına sürekli Allah’a ulaşmanın mümkün olduğunu anlatma çabasında olmuştur. Allah’ı ulaşabilir kılmak isteyen bir insanın her konuşmasında Peygamberi İzmir’e getirmesi, camiye, cemaati arasına sokması, onunla görüştüğünü sürekli iddia etmesi artık içten bile değildir. Fakat bunun çok sinsice yapıldığını görüyoruz. Gözyaşları içerisinde söylediğine hep şahit oluyoruz. Önündeki genç çocukların çığlıklarını arttıracak şekilde söylediğine şahit oluyoruz.
“Sadece Allah’ı ve Hz. Peygamberi değil, Kur’an-ı Kerim’ de istismar ediyor…”
Bir yandan Peygamber Efendimizi haşa ayağına kadar getirirken, öte yandan kendisi burçlara çıkıyor. Meleklerle görüştüğünü iddia ediyor ve yine bir cami kürsüsünde melekten merhaba gördüğünü söylüyor. Hak’tan nida geldiğini kendisine Hak’tan nida geldiğini söylemekten çekinmiyor. İnsanlar sadece Allah ile aldatılmıyor, sadece Peygamber istismar edilmiyor, Kur’an-ı Kerim’de istismar ediliyor. Kuran’ın ayetlerini de suiistimal etmekten, hatta kendine yormaktan geri durmuyor. Kendine işaret eden ayetlerden söz ediyor. Yine tehlikeli olan bütünde Kuran’a verdiği zarardır. Bir ayeti bağlamından kopararak siyak ve sibakından tamamen koparıp herhangi bir ilke gözetmeden kendi örgütünü yükseltmek ve yüceltmek için kullandığına şahit oluyoruz. Dinleyenler için Kur’an dini kıstas olması gerekirken bir araca dönüşüyor, hem de dinin istismarında kullanılacak kadar alçalmış bir kişinin dilinde.
“Allah’ın ulaşılabilir, Peygamberlerin dokunulabilir, ölmüş zevatın görüşülebilir olduğu bir dünya kuruyor kendisi için…”
FETÖ terör örgütü elebaşı için ayetler gerçekten yalnızca araç ve işarettir. Onun için hiçbir şeyin gerçekliği yoktur. O varlıkta varlığın ötesini gördüğünü iddia etmektedir. Gaybı gördüğünü iddia etmektedir. Bu yüzden onun için her şey aşikârdır, bu yüzden peygamberlerle beraberdir haşa ve bu yüzden kendi ifadesiyle “Mesih’in merkebidir, Ashab-ı Kehf’in de kıtmiridir.” O helezonda hav hav ederek birilerinin arkasından tırmanıp durmaktadır. Böylelikle gayb âleminin bilinebilir, Allah’ın ulaşılabilir, Peygamberlerin dokunulabilir, ölmüş zevatın görüşülebilir olduğu bir dünya kuruyor kendisi için. Bunu önce mümkün olduğunu iddia ediyor, asıl gayesi de bütün bunlara kendisinin mazhar olduğunu ifade etmek için. Bu dünyayı kurmak için Müslüman geleneğini literatürüne başvursa da onu duble, perispri gibi ezoterik akımların kelimelerini de kullanmaktan çekinmiyor. ‘Her insanın bir dublesi var, Peygamberin de dublesi var vallahi o duble şu anda aranızdadır’ demekten çekinmiyor.
“Sızıntı Dergisi, başka inanç dünyalarının sembollerinden ibarettir…”
Yeri geliyor teslis inancını savunuyor. Yeri geliyor Yunan tanrılarından söz ediyor. Herkül’den bahsediyor. Herkül’ün resimlerini yayın organı olan Sızıntı Dergisinin kapağına defalarca taşıyor. Sızıntı Dergisinde 19 bin resim incelenmiştir. 19 bin resmin 8 bini başka inanç dünyalarının sembollerinden ibarettir. Mesiyanik, evanjelik gibi birtakım başka inanç dünyalarına ait sembollerden oluşuyor. Tıpkı misyonerlik odaklı evanjelist akımlardan esinlenmiş resimleri taşıdığı gibi. Sızıntı’nın nice kapaklarında kucağında İsa, Meryem timsali ile karşılaşıyoruz. İnsanların inancını zedeliyor. Bilinçlerini değiştirmeye çalışıyor. Zihinleri yeterince bulandırdıktan sonra işi Mesih’e bağlıyor bütün konuşmalarında. Bir kurtuluş öyküsüne dönüştürüyor. Ve kendisine tabi olanları bu kurtuluşun erleri ilan ediyor. Hatta ikinci sahabeler adını veriyor. Mesih meselesini neredeyse müstakil bir öğretiye dönüştürüyor. Bu öğretiye göre haşa Hz. Muhammed Hz. Meryem ile evlenmiş ve haşa Hz. İsa’nın babasıdır. Bir yönüyle de Hz. Muhammed Ruhu’l Kudüs’tür. Yani teslis akidesinin üçlemenin bir tanesidir haşa.
“Söylemler üzerinden İslamiyet’i Hıristiyanlıkla birleştirmeye çalışıyor…”
Söylemler üzerinden İslamiyet’i Hıristiyanlıkla birleştirmeye çalıştığı açıkça görülmektedir. Bunu yaparken vaktinde diyalog faaliyetleri ve o faaliyetlerin sunduğu imkânları alabildiğine kullanmıştır, zaten onun için diyalogda bir araçtır. Dünyaya yayılmanın, kendini dünyaya açmanın bir aracı. Bu yüzden o diyalog çalışmalarını, diyalog çalışmalarını başlatanların kastından bile daha öteye taşımakta gecikmemiştir. Yani 1963 Vatikan Konsülünün diyaloğa yüklediği anlamdan çok daha öteye taşımıştır. Küresel bir istismara doğru koşarken dinlerin de izdivacını sağlama gayretine girmiştir. Bu izdivaç safsatasından da “İsevi Müslümanlar” gibi garip söylemler üretmeye başlamıştır. Kendi mensuplarına gelince onun için onlar artık Allah’ın cemaatidir. Konuşmalarında kendi mensuplarını, örgüt mensuplarını ya “Allah cemaati”, ya “Peygamber cemaati” olarak tavsif etmektedir. Bu karmaşa içinde kendisi de kâh Mesih olmuş, Kâh Peygamber’in onayladığı kişi. Bazen Peygamber’i aştığını, bazen ilahlık derecesine vardığını söylemiştir. Tabi onun tüm bunları ne kadar fedakârlıkla yaptığını sözde, bu uğurda belki bin defa aldanacak, bin defa ateş böceklerine koşmalar dizecek, 100 bin defa zangoçlara yahşi çekecek ve vaftiz suyunu abı hayat diye içeceğini vurgulamadan da edemeyecektir. Yine bunları da biraz sonra maalesef duymak zorunda kalacaksınız. Ve güya niyeti de halistir tüm bu birleştirmeleri Peygambere rağmen Peygamber için yapacaktır, yaptığını bizzat böyle ifade ediyor. ‘Ben bu kötülükleri yaptım’ diyor. ‘Düşündüm Peygamberi karşıma getirdim ona dedim ki, üzgünüm ama bunları senin için sana rağmen yapıyorum’ diyor. Bu söylemlerini yaymak için camiyi istismar etmiştir, kürsüyü kirletmiştir. Ta ki karanlıklar yayan sözde ışık evlerini kurana kadar. Çünkü ona göre Mabetler kapanabilir, artık kendisinin açtığı ışık yayan evler vardır. 
“Masum çocukların barınma ihtiyacını kullanarak onların zihinlerine sızdı…”
Masum çocukların barınma ihtiyacını kullanarak onların zihinlerine sızmak için gece yarıları sistematik bir biçimde telkin ve propaganda yapılmıştır. Şimdi hep birlikte bu mankurtlar nasıl oluştu, bu robotlar nasıl oluştu diye soruyoruz 40 yıl sonra. O konuşmalar bir telkin ve propaganda aracı olarak o çocuklara, o evlerde hem de gece yarılarında onların kalplerini, ruhlarını, onların beyinlerini teslim almak üzere söylenmiş sözler olduğu bugün bütün yönleriyle ortaya çıkmıştır. Bir konuşmasında kendi mensuplarına diyor ki, ‘ben sizin sol meleklerinize talimat verdim günahlarınızı yazmayacak’. ‘Sol meleklerin elini tuttum’ diyecek biraz sonra. Öyle olunca her türlü günahı, her türlü cinayeti nasıl meşrulaştırdığını da anlamış olacağız.
“80’li, 90’lı yıllarda FETÖ bütün bunları yaparken, bir yandan İslam’ın en masum çalışmaları irtica diye damgalanıyordu…”
Bu hezeyanlarını, safsatalarını cami kürsülerinde insanların zihnine yaymış, mensuplarını camiden devşirdiğini az önce de ifade ettim. Diyanet’ten ayrıldığını da hepimiz biliyoruz. Ancak herkese şunu hatırlatmak zorundayım, 80’li, 90’lı yıllarda FETÖ bütün bunları yaparken, bir yandan İslam’ın en masum çalışmaları irtica diye damgalanıyordu. İslam’da aşırılık eğilimlerine tespit etmeye karşı Kur’an kurslarındaki çocuklar düzeyine inecek kadar açık olan gözler FETÖ’ye karşı tuhaf bir körlükle buğulanıyordu, bunu hiç kimse unutmamalıdır. Bugün ise FETÖ örgütüne karşı gözlerimiz açıldı, fakat yine ferasetli olmalıyız. Belki bu tarafa açtığımız gözler başka noktaları kaçırıyor, oralara karşı kapalı kalıyordur. Başkanlığın, kurumların, akademinin görevi her yöne gözü açık kalmaktır. Bu gözler cemiyete sadece güzel ahlaklı bireyler yetiştirmekten başka bir amaç gütmeyen dini yapılara karşı da önyargılı olmamalıdır.
“Bugün hala FETÖ benzeri söylemleri her gün evlerimizden, televizyonlardan duyabiliyorsak bunun üzerine düşünmeliyiz…”
Bütün dinlerin tarihinden biliyoruz ki, dini suiistimal etmek isteyenler hep ola gelmiştir. Size bugün takdim ettiğimiz çalışma bu tarihin yalnızca bir kesiti, tikel bir örneğidir. Onu benzer süreçlere uyarlayabiliyorsak, uyarlayabileceksek bu çalışmalar anlamlıdır. Bugün hala benzer söylemler her gün evlerimizden, televizyonlardan benzer birtakım söylemler duyabiliyorsak ve tepki gösteremiyorsak o takdirde bunun üzerine düşünmeliyiz. Güçlenen yanlış dini yapılar karşısında nasıl tavır almamız gerektiği, inançlarımıza sızmaya çalışan söylemleri nasıl deşifre edebileceğimiz konusunda bize ipucu veriyorsa bu raporlar, bu konuşmalar anlamlıdır. Başkanlık olarak bu çalışmayı böyle bir hassasiyetle yürütmeye gayret ettik.
Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı Dr. Ekrem Keleş’in kitap haline getirilen rapor hakkında bilgi verdiği, Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Kaşif Hamdi Okur’un da tafsilatlı bir sunum yaptığı programa, Diyanet İşleri Başkanlığı üst düzey yöneticileriyle çok sayıda basın mensubu katıldı.



Fotoğraflar
Videolar




https://webdosya.diyanet.gov.tr/anasayfa/UserFiles/Document/TextDocs/e3bff7eb-d0a4-4c52-9b4f-d5f46879ad61.pdf


Selam...