İŞTE ATATÜRK

İŞTE ATATÜRK
Allah Kuran’da: “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.” (17/İSRA/36) buyurmuştur. Atatürk de: “Türk Kuran'ın arkasında koşuyor; fakat onun ne dediğini anlamıyor, içinde neler var bilmiyor ve bilmeden tapınıyor. Benim maksadım; arkasında koştuğu kitapta neler olduğunu Türk anlasın” (Osman Ergin, Türk Maarif Tarihi 1-5, 1977 /A. Gürtaş, s. 41) demektedir.- "İŞTE ATATÜRK" PORTALINA GİRMEK İSTEDİĞİNİZDE YUKARIDAKİ RESMİ TIKLAYINIZ.

13 Nisan 2016 Çarşamba

KUR’AN’A GÖRE İSLAMIN VE İMANIN ŞARTI KAÇTIR, NEDİR, EMİN MİSİNİZ?


Müslüman’ım diyen kime sorsak, birçoğundan hiç beklemeksizin, bellenmiş aynı cevabı alırız.

 İSLAMIN (MÜSLÜMAN OLMANIN) ŞARTI BEŞTİR, İMANIN ŞARTI ALTIDIR DER VE SAYARLAR.

AMA

 KUR’AN’DA LAFZI, “İSLAMIN ŞARTI BEŞTİR” ve / veya “İMANIN ŞARTI ALTIDIR” OLAN BİR AYET GÖSTER, SÖYLE DEDİĞİMİZDE, HİÇ KİMSE GÖSTEREMEZ ve SÖYLEYEMEZ.

 ÇÜNKÜ BÖYLE BİR AYET, BÖYLE BİR ALLAH KELAMI SÖZ, KUR’AN’DA YAZILI DEĞİLDİR.

O HALDE BİRÇOK MÜSLÜMANIN BU KADAR YAYGIN OLAN BU İTİKADI KABULLERİNİN KAYNAĞI NEDİR?



İslam’ın şartı (rüknü / o olmazsa, olmaz parçası), bazılarının sandığının aksine, İslam’ın 5 şartı olarak bilinen; Kelimeyi şahadet getirmek, namaz kılmak,  oruç tutmak, zekât vermek ve hacca gitmekten ibaret değildir.


Yani, İslam’ın şartı (rüknü / o olmazsa, olmaz parçası),  sadece yukarıda sayılan bu 5 şart ile sınırlandırılmış değildir. Bu ifade, Kuran’da yazılı bir ayetin veya Kuran’ın bütününden çıkartılan bir sonucun ifadesi de değildir.

Hz. Muhammed’in bir hadisine dayandırılan bir ifadedir ve doğrusu, Hz. Muhammed’in söylediği şudur:

 “ İslam beş şey üzerine kurulmuştur: Allah’ın Tevhid olunması, namazın kılınması, zekâtın verilmesi, Ramazanın tutulması, hac üzerine.” (Müslim, iman, 5)

 “İslâm beş şey üzerine binâ edildi: Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in de Allah’ın Rasûlü olduğuna şehadet etmek, namazı kılmak, zekâtı vermek, hac ve Ramazan orucu.” (Buhârî, İman 8).

BU HADİSİNDEN HAREKETLE, “İSLAM’IN ŞARTI BEŞTİR” DİYE  İNSANLARCA  “FORMÜLLEŞTİRİLEN” SÖZDEKİ İFADEYİ, “İSLAM’IN ŞARTLARINDAN BEŞİ…” OLARAK ALGILAYIP ANLAMAK VE İSLAM’IN ŞARTLARININ SADECE BU 5 ŞARTTAN İBARET OLMADIĞINI KAVRAMAK, BİZİ BİRÇOK YANLIŞ DEĞERLENDİRME YAPMAKTAN VE BİR DİZİ ÇELİŞKİ İLE KUŞKUYA DÜŞMEKTEN KURTARIR. GERÇEĞİ GÖRMEMİZİ VE DOĞRUYU BULMAMIZI SAĞLAR.

Çünkü Kur’an’ın tamamını gereğince okuyup, tefekkür edince (akıl ve gönlü çalıştırarak düşününce) idrak edebiliriz ki:

Din olarak İSLAM’IN ve şeksiz - şeriksiz /  kuşku duymadan – ortak koşmadan, yalnız ve ancak Allah’a teslim olmanın yani MÜSLÜMANLIĞIN / MÜSLÜMAN OLMANIN ŞARTLARI, (rükünleri / o olmazsa olmaz parçaları), KUR’AN’DA ALLAH’IN BİLDİREREK, İNSANLARA YAPILMASINI VEYA YAPILMAMASINI EMRETTİĞİ / FARZ KILDIĞI HER ŞEYDİR.

MÜSLİM, ALLAH’IN YAPMASINI VEYA YAPMAMASINI EMRETTİĞİ AMELLERİNE (İŞLERİNE) KIYASLA MÜSLİMDİR.

 Dini konularda kendi arzu ve heveslerine göre konuşmayan (53/Necm/3) Hz. Peygamberin, konuyla ilgili bu meşhur hadisi, aslında Kur’an’da mevcut olan gerçeğin bir parçasını gözler önüne sermektedir. Lakin bir kısım insanlarca,  manasından uzaklaştırılıp- saptırılarak, insanların algı ve anlayışında, “İslâm’ın şartı beştir” gibi yanlış bir zihniyetle sayıların sultasına kurban edilmiştir.

Bu meşhur hadiste beş madde vardır. Bunlardan dördü organlarla ilgili eylemdir: Namaz, zekât, hac ve oruç. Bunlar ameli ilgilendiren maddelerdir. Geriye bir madde kalıyor ki, o da kelime-i şahadette ifâdesini bulan Allah’ın tekliğini ve Hz. Muhammed’in O’nun Rasûlü olduğunu ikrardır.

Diğer dört madde, bu birinci maddeye bağlıdır. Şehadet olmadan ne namaz ve zekât, ne hac ve oruç olur.


Yalnız bu beş madde arasında temel bir benzerlik vardır. O da bunların tümünün zahirde (görünürde / görünüşte) olup biten şeyler olmasıdır. Hadisteki birinci madde insanı yanıltmamalıdır. Çünkü orada “iman etmek” değil; “şehadet etmek” şart koşulmaktadır. Şehadet etmek ise, sözle yapılan zahirî bir eylemdir, yani ameldir; dilin amelidir.

Ayrıntılı bilgi için Bakınız:

RESUL KUR'AN'IN REHBERLİĞİNDE MÜSLÜMAN OLMAK ve İMANA ERMEK

 TIKLAYINIZ.

İmanın şartlarına gelince, önceDiyanet İslam Ansiklopedisi, Amentü maddesi ” içine bakalım ve üzerinde tefekkür edelim, konuyla ilgili bilgi sahibi olalım.

 AMENTÜ DUASI NERDE, NE ZAMAN VE İLK NASIL OKUNMUŞTUR? İLK KAYNAĞI NEDİR; BİZE NASIL ULAŞMIŞTIR?

 Amentü, İslâm dininin iman esaslarını ana hatlarıyla ifade eden terimdir.

Arapça'da âmene fiilinin birinci tekil şahsı olan ve “inandım” mânasına gelen âmentü, Kur'an'da üç yerde, söz sahibinin imanını açıklarken kullandığı bir ifade olarak geçer.(bk. Yûnus Suresi, 90; Yâsîn Suresi, 25; Şûrâ Suresi, 15.):

“Ve İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun ve ordusu, azgınlık ve düşmanlıkla onları izlemekteydi. Nihayet, boğulma ümüğüne çökünce şöyle dedi: "İman ettim. İsrailoğullarının inanmış olduğu dışında ilah yok. Ben de O'na teslim olanlardanım." (10/90)

“Kentin öbür ucundan bir adam koşarak gelip şöyle dedi: "Ey topluluk, bu elçilere uyun!" (36/20) ………… "Ben, sizin Rabbinize iman ettim, artık dinleyin beni!" (36/25)

“İşte bunun için sen çağrıda bulun/dua et ve emrolunduğun gibi dosdoğru yürü! Onların boş arzularına uyma ve şöyle de: "Allah'ın Kitap'tan indirdiğine inandım. Aranızda adaleti sağlamakla emrolundum. Allah'tır, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbiniz. Bizim amellerimiz bize, sizin amellerinizin size. Bizimle sizin aranızda delil yok. Allah bizi bir araya toplayacaktır/aramızı bulacaktır. Dönüş O'nadır." (42/15)

Şûra sûresinde doğrudan doğruya Hz. Peygamber (sav)'e  “âmentü” demesi emredilir.
Buna dayanarak âmentünün Kur'an'da yer alan bir terim olduğunu söylemek mümkündür.

“Âmentü billahi ve melâiketihî ve kütübihî ve rusülihî ve'l-yevmi'l-âhiri ve bi'l kaderi hayrihî ve şerrihî mine'llâhi teâlâ; ve'l-ba'sü ba'de'l-mevti hakk eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve resûlüh” 

 “Allah'a, meleklerine, kitaplarına, pey­gamberlerine, âhiret gününe, kadere, hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna iman ettim. Ölümden sonra diriliş gerçektir. Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in onun kulu ve elçisi olduğu­na şahadet ederim.” şeklinde sıralanan ve itikadi esasların hepsi âmentü (inandım, iman ettim) teri­miyle ifade edilir.

  ÂMENTÜ'de sıralanan ve Ehl-i sünnet inancına bağlı herkesin kabul etmesi ge­reken bu iman esasları Kur'an'da çeşitli ifadelerle yer almıştır.

 Bir yerde mümi­nin vasıfları olarak Allah'a, âhiret günü­ne, meleklere, kitaba (Kur'an'a) ve pey­gamberlere iman şeklinde sıralanır. (bk. Bakara Suresi, 2/177.):

“Yüzlerinizi doğu ve batı yönüne çevirmeniz zafer ve mutluluğa ermek değildir. Zafer ve mutluluğa ermek o kişinin hakkıdır ki, Allah'a, âhıret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır; akrabaya, yetimlere, çaresizlere, yolda kalmışa, yoksullara, özgürlüğüne kavuşmak gayretinde olanlara malı seve seve verir, namazı kılar, zekâtı öder. Böyleleri söz verdiklerinde ahitlerine vefalıdırlar; bolluk ve bereket zamanı kadar, zorluk, sıkıntı ve şiddet zamanında da sabırlıdırlar. İşte bunlardır özüyle sözü bir olanlar. Ve işte bunlardır korunan takva sahipleri.” (2/177)

 Başka bir yerde müminlere “Allah'a, peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba ve önceden indirdiği ki­taba iman etmeleri” emredilir ve  “Allah'ı, me­leklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve âhiret gününü” inkâr edenin koyu bir sapıklık içinde olduğu belirtilir.(bk. Nisâ Suresi, 4/136.)

“Ey iman edenler! Allah'a, onun resulüne, resulüne indirmiş olduğu Kitap'a, daha önce indirmiş olduğu Kitap'a inanın. Kim Allah'ı, O'nun meleklerini, kitaplarını, resullerini ve âhiret gününü inkâr ederse geri dönüşü olmayan bir sapıklığa gömülmüş olur. (4/136)

 KUR’AN’DAKİ BU ÂYETLERDE DEĞİŞİK ŞEKİLLERDE SIRALANAN İMAN ESASLARI ALLAH'A, MELEKLERE, KİTAP­LARA, PEYGAMBERLERE VE ÂHİRETE İMAN OL­MAK ÜZERE BEŞ İLKEDE TOPLANMIŞ VE GELENEKSEL ÂMENTÜ  METNİNDE BULUNAN KA­DER, YANİ HAYIR VE ŞERRİN ALLAH'TAN OLDU­ĞU İNANCI BUNLAR ARASINDA ZİKREDİLMEMİŞTİR. 

 ÂMENTÜDEKİ İMAN ESASLARININ SA­YISI VE MUHTEVASI HADİSLERDE DE FARKLI­DIR.


 Kur’an’daki beş değişik esas arasında da kader zikredilmediği hal­de,  İbn Buhârinin rivayet ettiği Cibril hadisinde, “İman nedir?” sorusuna, “Allah'a, meleklerine, Allah'ın görüleceğine, pey­gamberlerine ve öldükten sonra diril­meye inanmandır.” (Buhârî, “İmân”, 37.) cevabı verilerek ve Hanbel (Müsned, I, 21.)  Müslim (“İmân”, 1.) Tirmizî (“İmân”, 4.) İbn Mâce (“Mukaddime”, 9.)  Ebû Dâvûd (“Sünnet”, 17.)  ve Nesâînin (“İmân”, 4.) hadislerinde / rivayetlerinde hayrı ve şerri ile birlikte kadere iman” esası diğerlerine ilâve olarak zikredilir.

Tirmizî'nin diğer bir rivayetine göre Hz. Peygamber (sav), “âmentü” lafzıyla başlayan bir hadisinde (“Fiten”, 63.) “Ben Al­lah'a, meleklerine, kitaplarına ve âhiret gönüne inandım.” demiştir. Bu hadiste de İman esaslarını formülleştiren âmentü metninden bir kısmının eksik olduğu görülür.

İman esaslarını âmentü formü­lünde olduğu gibi topluca konu edinen bazı âyet ve hadislerde kadere imanın yer almayışı, onun ilim, irâde, kudret ve tekvin sıfatları içinde mütalaa edilebi­len özelliğine bağlı olsa gerektir. Yoksa Mu'tezile'nin ve günümüzdeki bazı araş­tırmacıların iddia ettiği gibi İslâm'da kader inancı­nın bulunmayışından dolayı değildir.

Ni­tekim özellikle kader inancı üzerinde duran başka âyet ve hadisler de vardır. 

 Aslında İslâm literatüründe iman esasları :

Allah'a, peygambere ve âhiret gününe iman şeklinde önce üç (el-usûlü's-selâse).

Sonra kelime-i şehâdette belirtildiği üzere “Allah'a ve Hz. Muhammed'in peygamberliğine iman” şek­linde iki,

Son olarak da “Allah'a iman” şek­linde” (aslü'l-usûl) tek bir esasta özetlen­miştir.

 Bu son yaklaşıma göre Peygamber'e iman, Allah'a imana ulaşmanın yo­lu, âhiret de Allah'ın fiillerinden biri olduğundan Allah'a iman edilince ötekiler kendiliğinden benimsenmiş olur. 

İş­te Hz. Peygamber (sav) imanı,Allah'tan baş­ka ilâh olmadığını tasdik etmektir.” diye tarif ederken (bk. Müslim, “İmân”, 33, Tirmizî, “İmân”,  5.) 


ve 


“Allah'tan başka ilâh yoktur, diyen cennete girer.” müjde­sini verirken (bk. Tirmizî, “İmân”, 17.) bu gerçeği ifade etmiştir.


DİNİ BİLGİLERİN ÖĞRETİLMESİNDE İLK SIRAYI ALAN VE İLK DEVİRLERDEN BERİ ÖGRETİLEGELEN EHL-İ SÜNNETİN GELENEKSEL İTİKAD METNİ OLAN ÂMENTÜNÜN, BAŞTA CİBRİL HADİSİ OL­MAK ÜZERE, HZ. PEYGAMBER (SAV)'İN “İMAN NE­DİR?” SORUSUNA VERDİĞİ DEĞİŞİK CEVAP­LARDAN (bk. Müsned, I, 19; Tirmizî, “Ka­der”, 17; Ebû Dâvûd, “Sünnet”, 34; İbn Mâce, “Mukaddime”, 9.) DERLENDİĞİ ANLA­ŞILMAKTADIR.

 ZİRA TİRMİZÎ'NİN BİR RİVAYE­TİNDE (“Fiten”, 63.) YER ALMAYAN KISIMLAR MÜSLİM'DE (“İmân”, 46, 53.) İBN MÂCE'DE (“Mukaddime”, 10.) VE TİRMİZİNİN BAŞKA BİR RİVAYETİNDE (“Kader”, 10.) AYNI LAFIZ­LARLA ZİKREDİLMEKTEDİR.

İbn hacer ve aynî'nin cibril hadisine yaptıkları şerhler de bu görüşü teyit etmektedir (bk. Fethu'l-bârî, I,  197; 'Ümdetul-kârî, 1, 326, 335)

Âmentü klişesine akaid kitapları içinde ilk defa İmâm-ı Âzam'ın el-Fıkhü'l-ekber"ine rastlanır. (s. 1.) 

Daha sonra Hakîm es-Semerkandî es-Sevâdü'l-A'zam'da (s. 5.) ve özellikle Ebü'l-Leys es-Semerkandî Beyânü 'akideti'l-usûl adlı eserinde iman esaslarını âmentü biçiminde özetlemiştir.


Müteahhir devirde Ubeydullah b. Muhammed es-Semerkandinin âmentüyü şerhederek (bk el-cAkîdetüz-zekiyye, vr. 2a vd.) başlattı­ğı “âmentü şerhi” telif türü, kendisin­den sonra da devam etmiştir.

 Âmentü öğretiminin Mâtürîdîler arasında son derece yaygın olmasında, konuyla ilgili ilk eserleri Semerkandlı âlimlerin yaz­mış olmalarının etkisi büyüktür.

 (bk. Diyanet İslam Ansiklopedisi, Amentü md.)

YUKARIDAKİ İZAHTAN VE GÖZLER ÖNÜNE SERİLEN AYETLERDEN ANLAŞILACAĞI GİBİ İSLAMIN ŞARTLARI GİBİ İMANIN ŞARTLARINI (RÜKÜNLERİNİ / O OLMAZSA, OLMAZ PARÇALARINI) DA, BELLİ BAŞLI TEMEL İLKELERDE TOPARLAYARAK ÖZETLEMEK KUR’AN’A UYGUN VE DOĞRUYSA DA, SAYILARLA VE BELLİ MADDELERLE SINIRLAMAK YANLIŞTIR.

Gerçeği ararken bize Kur’an yeter.

KUR’AN AYETLERİ LAFZINDAN VE KUR’AN’IN BÜTÜNCÜL MESAJINDAN ALGILANIP ANLAŞILDIĞINCA, İNSANLARCA “FORMÜLLEŞTİRİLEN” “AMENTÜ” METNİNDEN HAREKETLE, İMANIN ŞARTI ALTIDIR”  DİYE TOPARLANIP ÖZETLENMİŞ İFADEYİ, “İMANIN ŞARTLARINDAN ALTISI…” OLARAK ALGILAYIP ANLAMAK VE “İMANIN ŞARTLARININ DA SADECE BU 6 ŞARTTAN İBARET OLMADIĞINI KAVRAMAK”, BİZİ BİRÇOK YANLIŞ DEĞERLENDİRME YAPMAKTAN VE BİR DİZİ ÇELİŞKİ İLE KUŞKUYA DÜŞMEKTEN KURTARIR. GERÇEĞİ GÖRMEMİZİ VE DOĞRUYU BULMAMIZI SAĞLAR.

 Çünkü sadece Kitaba (Kur’an’a) imanın gereği, KUR’AN’DA yazılanların tümüne iman etmektir. 

 Kur’an’ın bir kısmına inanıp bir kısmına inanmayanlar, bunun hesabını Allah’a veremezler (Bkz. 2/85; 13/36; 15/90-93):



Bütün bunlardan sonra siz şu insanlarsınız: Birbirinizi öldürüyorsunuz. İçinizden bir zümreyi yurtlarından çıkarıyorsunuz. Onlar aleyhine kötülük ve düşmanlık hususunda dayanışmaya giriyorsunuz. Esasında onları yurtlarından çıkarmak size haram edildiği halde, esir olarak size geldiklerinde fidyelerini veriyorsunuz. Şimdi siz Kitap'ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? İçinizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezillikten başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise böyleleri azabın en şiddetlisine itilir. Allah, yapmakta olduklarınızdan habersiz değildir. 2/85

Kendilerine kitap verdiklerimiz, sana indirilenle ferahlarlar. Ama hiziplerden bazıları onun bir kısmını inkâr ederler. De ki: 'Bana, yalnız Allah'a kulluk etmem, O'na ortak koşmamam emredildi. Ben O'na yakarır, O'na davet ederim. Dönüşüm de O'nadır.' 13/36. 


“Aynı şekilde, o bölücülere/yemin edip duranlara da beyyineler indirmiştik. Onlar ki Kur'an'ı parça parça/bölük bölük/falcılık aracı yaptılar. Rabbine yemin olsun ki, biz onları toplu halde sorgu suale çekeceğiz/hepsinden mutlaka hesap soracağız; Yapıp ettiklerinden...” (15/90-93)


 Mademki Mümin’in imanı,  Kitapta (Kur’an’da) yazılanları doğru olarak benimsemektir;  özümseyerek kendine mâletmektir; Allah’ı doğru sözlü olarak bilmek, güvenmektir; Kur’an’da bildirilen şeyin varlığını, doğruluğunu kabul etmektir; Allah’ı, sevecek, güvenecek ve bağlanacak en yüksek varlık olarak bilmektir; öyle ise imanın şartları “Allah'ın Kitap'tan indirdiğinde / Allah’ın bütün vahyettiklerinde bildirdiklerinin tamamıdır” 

SONUÇ:


(42/15 = ... Onların boş arzularına uyma ve şöyle de: "Allah'ın Kitap'tan indirdiğine inandım... )



Hâlâ  “İSLAMIN ŞARTI BEŞTİR, İMANIN ŞARTI ALTIDIR” demekteyseniz AŞAĞIDAKİ AYETLERİ hatırlatır ve tekrar düşünmenizi dilerim.

“Şu bir gerçek ki, iman edenlerden, Yahudilerden, Hıristiyanlardan, Sabîlerden Allah'a ve âhıret gününe inanıp barışa ve hayra yönelik iş yapanların, Rableri katında kendilerine has ödülleri olacaktır. Korku yoktur onlar için, tasalanmayacaklardır onlar.” (2/62)

“Şu bir gerçek ki, iman edenler, Yahudiler, Sâbiîler ve Hıristiyanlardan Allah'a ve âhiret gününe inanıp hayra ve barışa yönelik iş yapanlar için korku yoktur. Tasalanmayacaklardır onlar.” (5/69)

UNUTMAYALIM Kİ KUR'AN'A GÖRE İMANSIZ OLANLAR (İNKARA İMAN EDENLER), CEHENNEM EHLİDİR. NE KÖTÜ YURTTUR ORASI...


ALLAH'IN SELAM, RAHMET VE BEREKETİ İLE HİDAYET VE MAĞFİRETİ, DİLEYENLERİN ÜZERİNE OLSUN İNŞALLAH.

M. Kemal Adal

Kuran Teolojisinde : Kurban ve İslamın 5 şartı (!) : Yaşar Nuri Öztürk


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder