İŞTE ATATÜRK

İŞTE ATATÜRK
Allah Kuran’da: “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.” (17/İSRA/36) buyurmuştur. Atatürk de: “Türk Kuran'ın arkasında koşuyor; fakat onun ne dediğini anlamıyor, içinde neler var bilmiyor ve bilmeden tapınıyor. Benim maksadım; arkasında koştuğu kitapta neler olduğunu Türk anlasın” (Osman Ergin, Türk Maarif Tarihi 1-5, 1977 /A. Gürtaş, s. 41) demektedir.- "İŞTE ATATÜRK" PORTALINA GİRMEK İSTEDİĞİNİZDE YUKARIDAKİ RESMİ TIKLAYINIZ.

YAŞAR NURİ ÖZTÜRK YAZILARI


Yaşar Nuri ÖZTÜRK


BESMELE ÇEKMEK NE DEMEK


Yaşar Nuri ÖZTÜRK
04-03-2012 23:51

Yeni bir işe Besmele ile başlamak Müslümanların önemle korumaları gereken bir davranıştır. Ama bu başlama şeklinin esas amaç ve anlamını gözden kaçırmamak gerek.

Kur'an, mesajlarını vermeye Besmele ile başlayarak, ana konusunun ‘Allah’ ve Allah'ın temel niteliklerinin de ‘esirgemek ve bağışlamak’  olduğu gerçeğine dikkat çekmiştir.

Peygamberimiz, “Besmelesiz başlayan işler sonuçsuz kalmaya mahkûmdur” diyor.

Kuran'ın ve Hz. Peygamber'in dikkat çektikleri gerçek, Besmele'nin herhangi bir işe başlarken bilinçsizce telaffuz edilmesi değildir. Yani, burada istenen, bugün birçoklarının yaptığı gibi, dudaktan mekanik bir ‘söyleme’ değil, içten ve şuurlu bir yöneliştir.

Daha doğrusu, Besmele çekmek, el atacağımız her işte Tanrı’nın rahmetini egemen kılmak üzere iş yapacağımıza dair Tanrı’ya söz vermek demektir.

Rahmeti Yozlaştıranlar


Rahmet nedir Kur’an’ın temel kavramlarından biri olan ‘rahmet’ sevgi, şefkat ve merhamet anlamları taşır. O halde, Besmele çekmek, bu değerleri hayata ve insana egemen kılmak olacaktır.

TIKLAYINIZ.

http://kemaladal.blogspot.com.tr/2016/02/besmele-cekmek-ne-demek.html

*****

AHLAK, DİN VE DÜRÜSTLÜK


Yaşar Nuri ÖZTÜRK

Dinin de ahlakın da esası dürüstlüktür. Yani olduğun gibi görünmek veya göründüğün gibi olmak...
Akıl, Kur’an ve Peygamber bize şunu söylüyor:


Müslümanlık namazsız olur ama ahlaksız olmaz.

Türkiye’de dayatılan Arap-Emevî yapımı din, bunun aksini iddia ediyor. Ona göre, Müslümanlık namazsız olmaz ama ahlaksız olur.


Meseleye Kur’an penceresinden baktığınızda şunu görüyorsunuz: Zaafların bulunması insanı ahlaksız yapmaz, hatalı yapar, günahkâr yapar. Hatalar tamir edilir, günahlar ise tanrısal rahmet tarafından affedilir. Hatalı olmak bir zaaftır, sürçmedir. Ahlaksızlık ise kötü niyet ürünüdür, bir temel çürümedir.

Türkiye’deki akıl almaz çarpıklıkların başında din-ahlak ilişkisindeki çelişki gelmektedir.

TIKLAYINIZ.

http://kemaladal.blogspot.com.tr/2016/02/ahlak-din-ve-durustluk.html

*****

GÜNEŞ VE KATRAN


Yaşar Nuri ÖZTÜRK

Önce, başlığımızın esin kaynağı olan peygamber sözünü görelim:


 “Allah’a yemin olsun ki sizi, güneş gibi aydınlık bir din üzerinde bıraktım. Bir din ki, aydınlıkta gecesi de gündüz gibidir.” (İbn Mâce, 1/4)

Böyle bir din bıraktı Hz. Muhammed. Kaynağı Kur’an olan bir din.

Kur’an’ın adlarından biri de ‘Nur’, yani ışıktır. Işık kitabın dini başka nasıl olabilirdi!

Aradan 1500 yıl geçmiş bulunuyor.

 Daha Peygamberimizin son nefesini verdiği anda başlayan yozlaşmalar, bir süre sonra Emevî Arabiz-mi’nin putçu karşı devrimiyle köşe taşlarını örseledi ve buna bağlı olarak büyüyen yozlaşma ve sömürü ‘güneş ve ışık’ dini, bir katranla örttü.

TIKLAYINIZ.

http://kemaladal.blogspot.com.tr/2016/02/gunes-ve-katran.html

*****

AKIL VE İŞLETİLEN AKIL



Yaşar Nuri ÖZTÜRK


Akıl sözcüğü malum. Kur’an, akıl sözcüğünden türetilen takkul fiilini defalarca kullanır ve insanoğlunu, taakkule çağırır.

Takkul, aklı işletmek, akletmek, akıl yoluyla bilip anlamak, aklın verilerini esas almak gibi anlamlar taşıyor.
Ne ilginçtir, Kur’an taakkul tâbirini defalarca kullandığı halde akıl kelimesini hiç kullanmaz.


Bu demektir ki, Kur’an, cevher olarak aklın varlığını yeterli görmüyor; o hepimizde var. Kur’an’ın istediği, aklın işlevsel olması veya işlevsel akıl.

Kur’an, aklın çıplak mülkiyetini yeterli görmüyor, aklın intifa (kullanım) hakkını esas alıyor.

Aklın çıplak mülkiyetine sahip olmanız ‘akıllı adam’ olmanız için yeterli değildir
.

 Önemli olan şu:

Sahip olduğunuz akıl, işletilen akıl mı, bloke edilmiş, üstüne oturulmuş, şunun bunun vesayetine terk edilmiş akıl mı?


Bunu soruyor ve nihayet şunu ilkeleştiriyor Kur’an:

TIKLAYINIZ.


*****

İŞLETİLEN AKLIN MEYVESİ: BİLİM


Yaşar Nuri ÖZTÜRK

 Emperyalizm morfiniyle uyuşturulanlar aklı mahkûm ettikten sonra, bilimin katline giriştiler.

Şimdilerde, ABD ve AB’de bir yığın sözde ‘İslamcı akademisyen’, daha doğrusu ‘oryantalist beslemesi aydın’  ‘bilimin İslamîleştirilmesi’ söylemini yaygınlaştırmaktalar.

 Şu aldanışa, şu zavallılığa bakın! Birileri bilim üretecek, bunlar da onu ‘İslamîleştirecek’...

 Bu emperyalizm hizmetkârları‚ İslamî akıl’dan da dem vuruyorlar. Aklı işleten başkaları,  İslamî akıldan söz eden bunlar...

 Evrensel aklın içi boşmuş; akıl İslamî akıl olmalıymış... Peki, neden bu içi boş aklı kullanmayı size öneren emperyalist kodamanlar bunu kendileri kullanmıyor?

Sizi kendilerinden çok mu düşünüyorlar dersiniz?

Kur’an’da, Peygamber öğretisinde, akıl ve bilimin İslamî ve gayri İslamî türlerinden bahis var mı ? Böyle bir ayrım var mı ?

Bırakın böyle bir ayrımı, böyle bir ima var mı? Hayır ! Ama akılla bir türlü barışamamış olan hurafe hamalları, bir yolunu bulup aklı kötürümleştiriyorlar…

 Son geveledikleri hezeyanişte, bu İslamî akıl  bühtanı…



  Hal bu iken, İslam dünyasında uyanış koca bir hayal olmaz da ne olur?


AKIL PRANGALANINCA…

http://kemaladal.blogspot.com.tr/2016/02/isletilen-aklin-meyvesi-bilim.html

*****

BİR NESLİ NASIL ALDATTILAR?


Yaşar Nuri ÖZTÜRK

 Siyaset ve saltanat dincileri insanımızı yıllardır, Allah ile aldatıyor. Kur’an, ısrarlı bir biçimde “Allah ile aldatılmayın” diye uyarmasına rağmen aldatılıyor. Din adına işletilen en verimli tezgâh işte bu ‘aldatma tezgâhı.’ 


Asırlardır böyle…

Bu aldatmanın ne anlama geldiğini bu millet artık görmüş olmalıdır. Ne yazık ki görmüyor, görmek istemiyor, görmemesi için her türlü tedbir alınıyor. 

 Allah ile aldatmanın açtığı boşluk, zarar bakımından ondan asla geri kalmayan bir başka tehdit yaratmıştır: Sahte dinin açıklarını bahane eden inkârcı aldatma. Bu ikinci aldatmanın açtığı yaralar, birinciden hiç de geri kalmamaktadır. 

Bu ülke için en büyük tehlike ve tehdit, andığımız bu iki başlı aldatmanın ortaklaşa yarattığı tahriptir.

Bunun çaresini ivedilikle bulmamız gerekir. 

Bu tahrip hem ülkeyi felakete götürüyor hem de dinimize, ruhsal hayatımıza kötülük ediyor.
TIKLAYINIZ.



*****

EFENDİ DEĞİL, ARKADAŞ PEYGAMBER


Yaşar Nuri Öztürk

Basımda olan ‘Din Maskeli Allah Düşmanlığı: ŞİRK’ adlı eserimizde ele alınan tüm konular bağlamında en büyük Kur’an devrimlerinden biri de Hz. Muhammed’in, İslam’ın çekirdek nesli olan iman arkadaşlarıyla ilişkilerinin, bir benzeri görülmemiş düzenlenme şeklidir. Bu düzenlemenin özellikle şirk bağlamında çok dikkatle değerlendirilmesi gerekir.

Kur’an, hiçbir yerinde, ima ile bile olsa, Hz. Muhammed’i geleneksel İslam’ın kullandığı ilahlaştırıcı, toplumdan tecrit edici, farklılaştırıcı ifadelerin hiçbiriyle anmamakta, tanıtmamaktadır. Bu tür ilahlaştırıcı veya ilahlaştırmayı çağrıştırıcı ifade ve tavırları, bizzat Cenabı Peygamber’in çok sert biçimde yasaklayıp kırdığını, anılan eserin muhtelif yerlerinde gösterdik.


Örneğin, Efendimiz’ tabiri. Hz. Peygamber, arkadaşlarının kendisine “Efendimiz” (seyyi-düna) diye hitap etmelerini şiddetle yasaklamış, bu ifadeyi kullananların imanlarının gereğine göre değil de şeytanın keyfine göre konuştuklarını söylemiştirOnun bu tavrı (sünneti diyelim), Kur’an’ın 10’a yakın ayetinin fiilî tefsiridir.

TIKLAYINIZ.


*****

GERÇEK KÂBE’YE DOĞRU…


06 Aralık 2012, 15:45

Yaşar Nuri Öztürk

İSLAM’IN sevgi, hoşgörü ve güzellik kurumu olan tasavvufla, şekil ve kural yönünü kotaran fıkıh kurumu arasında tartışma ve çekişmeler ilk günden beri var olagelmiştir.Ancak, şunu, gerçeğe saygının vicdan borcu olarak hemen belirtmeliyiz ki, bu iki kurumun temsilcileri arasındaki çekişmeler, politikanın iğrenç parmağı girmediği sürece, hep akademik ve bilimsel kalmıştır. Çekişmenin bu evresinde ne kan dökülmüş, hatta ne de can yakılmıştır.

Politikanın katranlı ve çıkarcı elleri dini âlet ederek bu çekişmeleri sömürdüğü andadır ki canlar yanmış, başlar uçmuştur. Ve ne yazık ki, insanlığın en değerli evlatlarından birçoğu, kanla susturulmuştur: Hallâclar, Aynulkudatlar, Nesîmiler, Bedrettinler, Hamza Bâliler, Molla Lütfiler yok edilmiştir. 


Şekil ve kural kurumuyla ruh ve sonsuzluk kurumu arasındaki çekişmeler, genelde, iki noktada düğümlenir: Birincisi, şekil mi önemli, niyet mi; ikincisi, din adına yalnız secde edenleri mi sevelim, yoksa bütün insanlığı mı? İki kelimeyle ifade edersek kavga, kalıp ve öz kavgasıdır. Öz adına uğraş veren tasavvuf, İslam tarihine, ikincisi olmayan bir sonsuzluk edebiyatı bırakmıştır. 

Fransız düşünürü Louis Gardet’nin ifadesiyle, tasavvufun bıraktığı bu büyük mirasın yalnız İslam’ın değil, bütün insanlığın kıvanç unsurlarından biri olduğunu söyleyebiliriz.
Bugün dünya kütüphanelerindeki İslamî el yazması eserlerin % 80’e yakını doğrudan veya dolaylı, tasavvufun ürünü olarak görülüyor. Bu demektir ki, tarihsel Müslüman kamu vicdanı, oyunu, tasavvuf lehine kullanmıştır. 

Şekilcilerle özcülerin en önemli tartışma konularından biri de gerçek hac-sembolik hac ayrımında kristalleşir. Sûfîlere göre, Kur’an ve hadisler gereğince incelendiğinde görülür ki, İslam’daki haccın Kâbe’de icra edileni semboliktir. Gerçek hac, insan kalbi etrafında yapılabilir. 

TIKLAYINIZ.




Yaşar Nuri Öztürk

Kur’an’ın surelerinden biri de Tekâsür adını taşıyor.

Tekâsür, ‘çoklukla övünme yarışına girmek’ anlamında. Kur’an, tekâsürün, insan hayatında daha çok mal ve insan çokluğuyla övünme şeklinde belirdiğini gösteriyor.

Çoklukla övünme, niteliğe karşı niceliği yani, öze karşı şekil ve kütleyi öne çıkarmaktır ki, Kur’an bunu aldanışın, çöküşün habercisi sayar. Servetten ibadete kadar bütün alanlarda sayı çokluğuyla övünmenin birey ve toplumu, yıkımın kucağına ittiğini kabul ve ilan, Kur’an’ın ve Hz. Muhammed’in temel tavırlarıdır.

Tekâsür suresi bize, insan sayısının çokluğunu bir üstünlük sebebi sayan iki Arap kabilesinin zavallılığını örnekleştirerek, ölümsüz bir ders vermektedir. Bu iki kabile, insan sayısı bakımından çok oldukları iddiasını birbirlerine karşı öne sürmekle başlattıkları kavgayı iyice kızıştırmış, nihayet ölülerini de saymaya başlamışlar ve böylece kavga mezarlığa götürülmüştür. Esrarlı Kur’an dili bunu şu şekilde ifadeye koyuyor:

“Oyalayıp aldattı, o çokluk kuruntusu sizleri. Öyle ki, ölüleri saymak üzere ziyaret ettiniz kabirleri. İş, sandığınız gibi değil, ilerde bileceksiniz bilinecekleri…”


İki görünümü vardır kemiklere sığınmanın: Övme görünümü, yerme görünümü.

Övme görünümünde, ölüp gitmiş kişi veya kişilerin, üretilemeyen güzellik ve iyiliklerin yerine ortaya sürüldüklerini görürüz: “Benim babam, benim ecdadım şuydu, buydu. Ben, falan babanın, filan ırkın çocuğuyum…” teraneleri bu çaresizliğin ifade şekillerinden bazılarıdır.

Görünüm ister bireysel planda, ister sosyal planda olsun, Kur’an’ın buna cevabı şudur: Baban, ecdadın peygamber bile olsa, eğer sen bir şey üretemiyorsan, hiçlik ve hüsrandan kurtulamazsın.

TIKLAYINIZ.


*****

ALLAH’A İBADET / KULLUK



2/21*: KAVRAM OLARAK, İBADET, ALLAH'A KULLUK:
2/21**: BORÇ, ALLAH'A KULLUK BORCU
2/21***: RAHMET, ALLAH'A KULLUK / İBADETTE:
İBADET KAVRAMINI DOĞRU ÖĞRENELİM! (YNÖ)

İBADETLERİ ŞİRKE DÖNÜŞTÜREN BELA: RİYA (YNÖ)
Bu yazı RESUL KUR'AN'IN KUR'AN TEFSİRİ 2 BAKARA SURESİ E KİTAP (MKA); 21. AYET DİP NOTLARINDAN ALINTI YAPILARAK HAZIRLANMIŞTIR. – M. Kemal Adal
TIKLAYINIZ.

*****

KUR’AN DİN OLMAKTAN ÇIKARILINCA…




22 Ocak 2013, 11:59 
        
Yaşar Nuri Öztürk

Birer yorum ve düşünce ekolü olan ve bir kısmı politik kamplaşmalardan kaynaklanan İslamî mezheplerin birçoğu kendisinin tek gerçek olduğunu iddia edebilmiş ve çerçevesinin dışında kalanları ‘İslam dışı’ (heterodoks) olmakla suçlayabilmiştir.

 Oysaki bu mezheplerin hepsi, Kur’an’ı kaynak almakta birleşirler. Ve Kur’an, bu birliğe girenlerin kardeş olduklarını açıkça belirtir. (bk. Hucurât, 10)

 Kendi mezhebi dışında kalanı ‘sapıklık ve fitne çıkarmak’la suçlamak, Emevîlerle başlayan ve sonra Emevîlik’e tepki olarak doğan anlayışlarla beslenen bir illettir

Bu illet, İslam dünyasını tarih boyunca kemirmiş ve kemirmeye devam etmektedir. 

Oryantalistler, bu illeti yaygınlaştırmak için, birer yorum ve yaklaşım şekli olan mezhepleri, bağımsız birer din gibi öne çıkarmakta ve Müslüman kitleleri birbirine yedirtmekte pek usta davranmışlardır.
TIKLAYINIZ.

http://kemaladal.blogspot.com.tr/2016/02/kuran-din-olmaktan-cikarilinca.html

*****

İMANSIZLIĞIN İKİ TÜRÜ ÜSTÜNE

Yaşar Nuri Öztürk


 22 Şubat 2016, 09:43

Kur’an, iki imansızlıktan söz etmektedir:


 1. DÜZ VEYA SIRADAN İMANSIZLIK:

Bu imansızlık açık bir inkârdır. Kişi, mertçe ve açıkça inanmadığını söyler ve onun inanmadığına inananlardan hiçbir çıkar sağlamaya tenezzül ve tevessül etmez. Zaten etseydi, inanmadığını açıkça söylemezdi. Bu inkârı sergileyenlere ‘inkârcı’ dendiğini hepimiz biliriz. 

2. NİTELİKLİ İMANSIZLIK: 

Bu imansızlık türü, birincinin aksine, maskeli, ikiyüzlü, namerttir. Biricik sermayesi, Allah ile aldatmaktır. 

TIKLAYINIZ.

http://kemaladal.blogspot.com.tr/2016/03/imansizligin-iki-turu-ustune.html


*****

‘ALLAH’A DİN Mİ ÖĞRETİYORSUNUZ?’




Yaşar Nuri Öztürk
25 Şubat 2016, 10:14

İlahlaştırılmış kişiler hegemonyasının en kahırlı zararı, kutsallaştırılan din büyüklerinin dinde buyruk kaynağı olma noktasını da aşıp Allah’a bile din öğretme cüretine ulaşmaları ihtimalidir. 

Kur’an, bunun olabileceğini ve olduğunu bildirmektedir.

Kur’an, “Allah’a din mi öğretiyorsunuz?” şeklinde acı bir serzeniş ifade eden hayatî soruyu işte bunun için sormaktadır.

“Onlara şöyle de: Allah’a dininizi mi öğretiyorsunuz? O Allah ki göklerde ne var, yerde ne varsa bilir. Allah her şeyi en iyi bilendir.” (Hucurât, 16) 

Sorunun vurgu yapmak istediği gerçek şudur: İnsanoğlu, Allah karşısındaki cüret ve pervasızlığını o kerteye taşır ki, bir yer gelir, Allah’a din öğretmeye kalkar. Dehşet verici bir yerdir burası. 

TIKLAYINIZ.

http://kemaladal.blogspot.com.tr/2016/03/allaha-din-mi-ogretiyorsunuz.html



*****

'MÜSLÜMANLARIN MİLİTAN LİDERİ'Nİ TANIYALIM ve ATATÜRK’ÜN İSLAM YORUMU!





'MÜSLÜMANLARIN MİLİTAN LİDERİ'Nİ TANIYALIM!

 
Yaşar Nuri Öztürk
01 Eylül 2008

ve



ATATÜRK’ÜN İSLAM YORUMU!                       

Mustafa ACER                      
08. 03. 2016






Prof. Dr. Ramazan DEMİR DUYURUSU



TIKLAYINIZ.

http://kemaladal.blogspot.com.tr/2016/03/muslumanlarin-militan-liderini.html


*****


‘CEHENNEM MÜFETTİŞLERİ’ VE BİR MİLLETİN ISTIRABI


28 Şubat 2013, 12:24

Yaşar Nuri Öztürkinfo@yasarnuri.com

Deyim, izleyici ve okuyucularımın…
Her yaş ve meslekten yüzlerce insan, dert yanıyor. Konu, din. Dertleri, beklentileri, özlemleri, sitemleri, şikâyetleri var insanların. Hepsinin ortak yanı, daha doğrusu ortak acısı, şu noktada düğümleniyor: Anlayış, şefkat, merhamet, ilgi ve sıcaklık beklediğimiz din adına horlanıyor, itiliyor, dışlanıyoruz. Din, kin aracı yapılıyor.
Devam ediyorlar: Cuma’da, Bayram’da ruhumuzu yıkamak ve Allah’a yaklaşmak için gittiğimiz camilerde âdeta, ‘Allah adına saldırı’ya uğruyoruz. Kalplerimizin çöp tenekesi, bedenlerimizin cehennem kütüğü, çocuklarımızın şeytanın askeri olduğunu söyleyen din görevlileri var. Sürekli camide görmediklerini, açık veya örtülü biçimde kâfir ilan ediyorlar.

TIKLAYINIZ

http://kemaladal.blogspot.com.tr/2016/03/cehennem-mufettisleri-ve-bir-milletin.html

*****


DOĞAYI KORUMAK ÜSTÜNE

26 Şubat 2013, 12:30
Yaşar Nuri Öztürk info@yasarnuri.com

Kur’an kaynaklı düşüncenin modern dünyaya ve girmiş bulunduğumuz 21’inci yüzyıla neler kazandırabileceği, dünya akademik çevrelerince çok değerli çalışmalarla tetkik edilmektedir.

Bu konuda, ABD ve Kanada üniversiteleri başı çeken kuruluşlardır. Bu ülke üniversitelerinde Kur’ansal düşünceye, geleneksel-tutucu tavırları bir kenara iten ilginç yaklaşımlarla eğilen düşünürler, akademisyenler az değildir.

İran asıllı Profesör Hüseyin Nasr, son birkaç yıl içinde tasavvufu Amerika’da önemli bir ilgi alanı haline getiren çalışmalar yapmış, mühtedi yazar Schuon, tasavvuf düşüncesini Kızılderili çevrelere kadar götürmüştür.

Bu tür çalışmalar arasına, ekoloji (çevrebilim) konusuna Kur’ansal perspektiften bakan etütleri de koymamız gerekiyor. Özellikle, William Chittick’in vahdet-i vücut (panteizm) düşüncesiyle modern ekoloji arasındaki münasebetlere eğilen yazıları, altı çizilerek anılmalıdır.

Bu satırların yazarı tarafından kaleme alınan ‘Kur’an Açısından Küresel Âfetler’ adlı eser, bu bağlamda ‘önemli’ kaydıyla duyurulması gereken bir eserdir.Doğa güzelliklerini koruma açısından baktığımızda, Kur’an düşüncesinde nelerle karşılaşıyoruz?

TIKLAYINIZ

http://kemaladal.blogspot.com.tr/2016/03/dogayi-korumak-ustune.html


*****

ZORBAYA KARŞI ÇIKIŞ VE FİRAVUN





11 Haziran 2013, 12:33

Yaşar Nuri Öztürkinfo@yasarnuri.com

Zorbalığa ve zorbalara tepki vermeyerek onlara itaati meşrulaştıran, hele bir de bunu dinleştirenlerin Allah’ın düşmanı olduklarını bize öğreten tek kitap Kur’an’dır.

İslam ümmetine ve Anadolu halklarına ilk kez bu satırların yazarı tarafından gösterilen bu gerçeğin ayrıntılarını, yeni çıkan ‘Kur’an’ı Tanıyor musunuz?’ adlı eserimden lütfen okuyun.

Tam bu noktada, insanlığın önünde dev bir meşale yakan Zühruf suresi 54-56. ayetleri görmekteyiz:

.....
​VE​

Dip not

ELİAÇIK: FİRAVUNLUK SİSTEMİ AYNEN DEVAM EDİYOR


İhsan Eliaçık hoca, geçmişte Firavunların halkı kandırdığı yöntemlerin günümüzde de varolduğunu belirterek, " Geçmişte çeşitli sihirbazlık yöntemleri ile halk itaat etmeye zorlanıyordu. Günümüzde ise birileri atom bombasını keşfetti ve sonra da dünyanın egemen gücü oldu. Firavunluk sistemi yok olmadı devam ediyor" dedi.


Eliaçık hoca, Hazreti Musa ve firavun arasındaki mücadelenin günümüz dünyasında çok iyi irdelenmesi ve anlaşılması gerektiğini vurgulayarak"Firavunluk sistemi sona ermiş değil. Aynen devam ediyor" dedi

 O dönemin tefsirini çarpıcı detaylarla anlatan ve klasik tefsirlerin aksine yaşananların sadece bilgi ışığında gerçekleştiğini belirten Eliaçık hoca, şunları söyledi:

TIKLAYINIZ

http://kemaladal.blogspot.com.tr/2016/03/zorbaya-karsi-cikis-ve-firavun.html


*****


DOST, EY DOST!...







24 Şubat 2013, 12:03
Yaşar Nuri Öztürk


 “Dost dost diye nicesine sarıldım. Benim sadık yârim kara topraktır” diyor Âşık Veysel.Kara toprak, hepimizi, en şefkatli anne olarak, bağrına basacaktır, bu bir gerçek. Çünkü toprak, bir şey beklemeyen dost, hiçbir eksiği görmeyen, bütün kötülüklere iyilikle karşılık veren annedir.

Gönül ve sevgi kurumu tasavvufta anne toprağa, baba göğe benzetilmiş ve şöyle denmiştir:

TIKLAYINIZ

http://kemaladal.blogspot.com.tr/2016/03/dost-ey-dost.html


*****

GÜNCEL İBRETLİK İKİ YNÖ. YAZISI


1.DÜNYALIK KARŞISINDA ALLAH’I SATANLAR

Yaşar Nuri Öztürk

09 Mart 2016, 09:36


Şirkin dayanakları olan yedek ilahların, yani dincilik baronlarının dünyalık dağıtarak başarılı olduklarını, onların avladıkları halka, bizzat Cenabı Hakk’a yönelik bir sitem ifadesiyle şöyle söyletiyor Kur’an:

“Derler ki, ‘Tespih ederiz seni; senin beri tarafından evliya edinmemiz bize yaraşmazdı. Ama sen onları ve atalarını öylesine nimetlendirdin ki, Kur’an’ı unuttular ve helâke giden bir topluluk oldular.” (Furkan, 18)

Bu ayet, İslam camiasını sürüye dönüştüren tarikat şeflerinin ‘Allah ile aldatma’ sistemlerinin mahiyetini muhteşem bir biçimde anlatmaktadır.
......

2.TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN EGEMENLİĞİNİ TAHRİP SİYASETLERİ

Yaşar Nuri Öztürk

 10 Mart 2016, 10:13

Laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliği konusundan hangi vesileyle söz edilirse edilsin, akla hemen bu cumhuriyetin kurulduğu günlerde karşılaştığı bâdireler gelmektedir.

 Egemenliğimizin daha ilk günlerden beri karşılaştığı temel tehlikeler bugün de aynıdır ve daima şu iki başlık altında belirginleşmiştir:

1. İrticaî tehdit,
2. Bölücü tehdit.

 Dikkatlerden kaçmayan bir başka nokta da bu iki tehdidin her zaman ve tartışmasız bir biçimde dışarıdan kotarıldığı ve içimizden kendisine destek ve yandaş bulduğudur.

TIKLAYINIZ
http://kemaladal.blogspot.com.tr/2016/03/guncel-ibretlik-iki-yno-yazisi.html


*****


İRŞAD İÇİN CEVAPLAR - 17

 İSLAM DİNİNDE VÜCUT BULAN TAHRİF


Yaşar Nuri Öztürk
18 Kasım 2015, 11:46

Biz Müslümanlar, şunu sürekli tekrarlarız: “Yahudilik ve Hristiyanlıkta büyük tahrifler olmuştur ama İslam’da tahrif yoktur, olmamıştır. Çünkü eski dinlerin kutsal metinlerinin aksine, Kur’an, Allah’ın korumasına alındığından hiç kimse tahrifat yapamamış, hatta buna yeltenememiştir.”
Bu söylem, Kur’an için doğrudur. Ancak bir doğru daha vardır: Bu söylem Kur’an için ne kadar doğru ise İslam dini için o kadar yanlıştır.
Sözün doğrusu şudur:
Kur’an’da hiçbir tahrifat yapılamamıştır, yapılamaz ama İslam’da büyük tahrifat yapılmıştır ve yapılmaya devam edilmektedir. Dinler tarihinin en büyük tahrifata maruz kalan dini İslam’dır.
Dini tahrif edenler, Kur’an’daki ‘tahrifattan korunmuşluk’u kitaptan dine kaydırarak, yaptıkları kötülükleri saklamaktalar.
İslam’daki büyük tahrifatı iyi niyetleri yüzünden görmek istemeyenler ise tahrifatçı geleneğin öncülerine farkında olmadan örtülü bir destek vermekteler.
Kur’an’da tahrif yapılamadı, yapılamaz. Din tahrifçiliği geleneği, bunu bildiği için İslam’daki tahrifatı rahatça yapmak üzere, İslam’ı Kur’an’ın elinden aldı.
Kur’ansızlaştırılan, başka bir deyişle kitapsızlaştırılan İslam, tahrifin her türüne açık hale getirildi ve Kur’an’a rağmen tarumar edilip tanınmaz bir şekle sokuldu.

İSLAM’DAKİ TAHRİFAT VE TAHRİBATIN ALT BAŞLIKLARI

TIKLAYINIZ

23 Nisan 2016 Cumartesi



ATATÜRK VE İRTİCA İLE İLGİLİ ÜÇ YAŞAR NURİ ÖZTÜRK YAZISI

 

1. TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN EGEMENLİĞİNİ TAHRİP SİYASETLERİ

 

Yaşar Nuri Öztürk

10 Mart 2016, 10:13


 Laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliği konusundan hangi vesileyle söz edilirse edilsin, akla hemen bu cumhuriyetin kurulduğu günlerde karşılaştığı bâdireler gelmektedir.

 Egemenliğimizin daha ilk günlerden beri karşılaştığı temel tehlikeler bugün de aynıdır ve daima şu iki başlık altında belirginleşmiştir:

1. İrticaî tehdit,
2. Bölücü tehdit.

 Dikkatlerden kaçmayan bir başka nokta da bu iki tehdidin her zaman ve tartışmasız bir biçimde dışarıdan kotarıldığı ve içimizden kendisine destek ve yandaş bulduğudur.
..............
DEVAMI
******

2. ATATÜRK’ÜN GÖZÜYLE İRTİCA

 

Yaşar Nuri Öztürk

31 Mart 2016, 10:13


 Atatürk irticayı iki temel açıdan değerlendirmiştir:
1. Felsefî açıdan,
2.Türk tarihi ve Türk Kurtuluş Savaşı açısından.

 Birinci anlamda irtica, hayatı geri götüren ve güzel olan her şeyi tahribe yönelen bir şer unsur olarak görülmektedir. Şöyle diyor Atatürk:

“Hayatın felsefesi, tarihin garip tecellisi şudur ki, her iyi, her güzel, her faydalı şey karşısında onu imha edecek bir kuvvet belirir. Bizim lisanımızda buna irtica derler.”(Atatürk’ün Bütün Eserleri, 14/339)


İRTİCANIN BAŞ DESTİKÇİSİ: İNGİLTERE
..............
DEVAMI
******

3. ATATÜRK DEHASININ ERİŞİLMEZLİĞİ

 

Yaşar Nuri Öztürk

13 Nisan 2016, 10:19

 Atatürk devriminin sağladığı muhteşem gelişme, Batı’daki benzeri gelişmelerden daha fazla bir şeydirÇünkü Batı’da böylesi bir gelişme, dinin insan hayatından tümden kovulmasıyla sağlanmıştır. Oysaki bizde bu gelişme, dinin gerçeği ve ruhuyla kucaklaşan bir gelişmedir.

 Bu gerçek göz önünde tutulduğunda Türkiye Cumhuriyeti sadece bizim için değil, bütün İslam dünyası için bir tür ‘kutsal emanet’tir. Demokrasi ve ilerleme adına İslam dünyasına bugün nelerin reva görüldüğüne bakarsak bu emanetin anlam ve önemini daha iyi kavrarız.

 Bu emanetin anlamlarından biri de, demokrasi ve gelişmeyi, emperyalizmin boyunduruğuna girmeden sağlamış olmaktır.

..............
DEVAMI
******

DİP NOT:

Saygıdeğer Serendip Altındal’ın Yorumu:


Nükleer enerjiye geçilmesinin ve gerektiğinde de ülke savunmasında kullanılabilir olmasının, Atatürk'ün "yurtta sulh cihanda sulh" deyimiyle uyuşmadığını ima bile etmek, Atatürk'ü ancak hiç tanımamakla veya konuyu kasıtlı olarak saptırmakla özdeştir.

Atatürk şayet yaşıyor olsaydı; inanın ki çoktan milli dijital güvenliğimiz ve her şeraitte nükleer bir savunmaya da hazırlıklı bir konumda olmamız çoktan sağlanmış olurdu. Çünkü Atatürk, sulhu sağlamanın tek nedeninin en az, en kuvvetli düşmanın kadar güçlü olmak demek olduğunu, şüphesiz herkesten daha fazla biliyor olurdu yine...

Aklın yolu tektir, aman ayrılmayalım...

Serendip Altındal


*****

BU GÜN 23 NİSAN!




 Türkiye Cumhuriyeti Tarihinde çok önemli dönüm noktalarından biri olan, 23 Nisan 1920 Tarihinde, Türk Milletinin İradesini temsil eden Birinci Büyük Millet Meclisi'nin açıldığı ve Türk Halkının egemenliğini ilan ettiği günün anısına Atatürk'ün armağanı, "23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı"mızı kutlarım.

 Bu vesile ile Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'ü ve silah ve dava arkadaşları ile emanet ettikleri "Türk İstiklal ve Cumhuriyetini kurtarmak" ve vatan uğrunda günümüzde can veren şehit ve kanlarını feda eden gazi "Türk İstikbalinin Evlatlarını",  Geçmişteki tüm şehitlerimiz ve gazilerimizle birlikte,Saygı, Şükran ve Minnet duygularımla anarım. 

 Tüm şehitlerimiz, Ebediyete göçen gazilerimiz ve Vatanımızın bölünmez bütünlüğü için çabalamış insanların hepsi için, Allah'tan rahmet niyaz ederim. Ruhları şad, mekanları da cennet olsun İnşallah.

M. Kemal Adal
23 Nisan 2016/ İzmir



*****

12 Haziran 2016 Pazar

Yaşar Nuri Öztürk
25 Mayıs 2016, 10:07

İktidar erkinin arkasına dini koymak ne demektir? Allah adına birinin veya bir kadronun kitleyi yönetmesi demektir. Kur’an bunu kapatmış, bu devri bitirmiş. Nasıl bitirmiş?

Cenabı Hak, neden peygamberliği Hz. Muhammed’le bitirdi?
Birkaç hikmeti var. Bir tanesi de şu:



*****

15 Haziran 2016 Çarşamba


ALLAH’IN İNDİRDİĞİ İLE HÜKMETMENİN KUR’ANSAL ANLAMI


Yaşar Nuri Öztürk

02 Haziran 2016, 10:06

Kur’an’a göre, Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler zalim, fasık ve kâfirdir.(Maide, 44, 45, 47)

 Kur’an’da, insanın egemenliğinden yani hüküm verme yetkisinden şikâyet yoktur; şikâyet insanın hüküm ve egemenliğinde Allah’ın indirdiğinin dışlanmasıdır.

 Daha açık bir deyişle, kötü olan, yönetim ve egemenlikte Allah’ın indirdiğinin devre dışı tutulması ve onun yerine insan ihtiras ve keyfinin geçirilmesidir.

 O halde, omurga kavram “Allah’ın indirdiği”dir. Hüküm, Allah’ın indirdiği ve “Allah’ın gösterdiği” ile yürütülecektir.(Nisa, 105) Böyle olunca akla hemen şu soru gelmektedir:


Allah’ın indirdiği ve gösterdiği ile hükmetme buyruk ve kavramı, laiklik kavram ve ilkesiyle çatışmakta mıdır?

 Bu soruya güvenilir bir yanıt bulmak için, Kur’an’ın “Allah’ın indirdiği” ve “Allah’ın gösterdiği” ifadeleriyle neyin veya nelerin anlaşılması gerektiğini tespit etmek zorundayız.


*****

16 Haziran 2016 Perşembe



PEYGAMBERLİĞİN BİTİŞİNİN LAİKLİK AÇISINDAN ANLAM VE ÖNEMİ









Yaşar Nuri Öztürk
26 Mayıs 2016, 10:11


Kur’an’a göre, peygamberlik Hz. Muhammed’le son bulmuştur.







 Bu sona erdirmenin anlamı ve özü nedir? İslam tarihinde bu soruya ilk ciddi cevabı veren düşünür Muhammed İkbal (ölm.1938) olmuştur. Ona görepeygamberliğin bitirilmesinin anlamı, insanlığın artık kendini kendi kuvvetleriyle yönlendirecek bir tekâmül düzeyine gelmiş olmasıdır.



Ancak, büyük düşünürün verdiği bu yerinde cevap sorunun cevaplarından sadece biridir. 


Peygamberlik neden bitirildi sorusunun çok önemli bir cevabı daha olması gerekir. O da şudur:




Kitleleri Allah adına yönetecek kişiler devri, son peygamber Hz. Muhammed’le bitmiştir. Bunun daha terminolojik anlamı, yönetim erkinin arkasında tanrısal ve kutsal dayanak gören anlayış bitmiştir.


*****

17 Haziran 2016 Cuma



ANA KAYNAKTA BİR­LEŞMEK


 
Yaşar Nuri Öztürk
02 Ekim 2012, 11:55


İs­lam'da, olmazsa olmazların esa­sı­nı ve çer­çe­ve­si­ni, Kur'an be­lir­ler. Ana kaynak, zamanüstü kaynak odur. Kaynakların kaynağı odur.

 Gazalî, el-Müstasfasında bu noktaya değinirken, “Mülzim yani bağlayıcı olan Kur’an’dır. Öteki kaynaklar sadece muzhir yani açıklayıcıdır” diyor.

 ‘Müs­lü­man’ adı­nı al­ma­nın bi­ri­cik şar­tı Kur'an'a inan­mak ya­ni onun, ölüm­süz ilkelerin kay­na­ğı olduğu­nu ka­bul­len­mek­tir. Ancak Kur'an'a iman, küllî ola­cak­tır. Kıs­men be­nim­se­me yet­mez. İkin­ci­si, Kur'an'da yer alan ilke, kav­ram ve hü­küm­le­re yo­rum ge­tir­mek iman gerçeğini ze­de­le­mez. Bu yo­rum­la­ma faaliyeti Kur'an'ın sa­de­ce izni değil, em­ri­dir.

O hal­de, bir ko­nu­nun İs­la­mî­li­ği­ni vur­gu­la­ya­bil­mek, ona Kur'an bün­ye­sin­de bir yer bul­ma­yı ge­rek­li kı­lar. Fa­lan mez­he­be, fi­lan bil­gi­ne gö­re de­mek yet­mez. Ha­dis de  -uydur­ma olmamak şar­tıy­la- Kur'an'ın Hz. Pey­gam­ber eliy­le yo­ru­mu ola­rak değer ka­zan­mak­ta­dır.
*****

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder