İŞTE ATATÜRK

İŞTE ATATÜRK
Allah Kuran’da: “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.” (17/İSRA/36) buyurmuştur. Atatürk de: “Türk Kuran'ın arkasında koşuyor; fakat onun ne dediğini anlamıyor, içinde neler var bilmiyor ve bilmeden tapınıyor. Benim maksadım; arkasında koştuğu kitapta neler olduğunu Türk anlasın” (Osman Ergin, Türk Maarif Tarihi 1-5, 1977 /A. Gürtaş, s. 41) demektedir.- "İŞTE ATATÜRK" PORTALINA GİRMEK İSTEDİĞİNİZDE YUKARIDAKİ RESMİ TIKLAYINIZ.

TEFEKKÜR DAMLALARI

MAUN SURESİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ




16 Nisan 2016 Cumartes



Gördün mü o, dini yalan sayanı?

İşte odur yetimi itip kakan;

Yoksulu doyurmayı özendirmez o.

Vay haline o namaz kılanların ki,

Namazlarından gaflet içindedir onlar!

Riyaya sapandır onlar / gösteriş yaparlar.

Ve onlar, kamu hakkına / yardıma / zekâta / iyiliğe engel olurlar (107/Maun/1-7)

Din, Dünya ve Ahiret Mutluluğu sağlayan bütün bir ahlaki değerler sistemidir.

Yalan,  aldatmak amacıyla bilerek ve gerçeğe aykırı olarak söylenen söz, uydurma demektir. Dini yalan saymak ise dinde mevcut olan bütün  ahlaki değerleri, insanları aldatmak amacıyla, bilerek ve gerçeğe aykırı olduğunu kabul ederek beyan etmektir.

 Surenin ifadesiyle dini yalan sayan kişilerin en belirgin özellikleri olarak,  yetimi itip kakması ile yoksulu doyurma arzusu / gayreti duymaması, riyaya sapıp gösteriş yapması ve   kamu hakkına / yardıma / zekâta / iyiliğe engel olması vurgulanmaktadır.

TIKLAYINIZ.



*****


 “Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste…”

TDK sözlüğünde zulüm: “Güçlü bir kimsenin yasaya veya vicdana aykırı olarak başkasını uğrattığı kötü durum, kıygı, eziyet, cefa” ; zalim ise: “Acımasız ve haksız davranan, zulmeden” olarak tanımlanmıştır.

İnsanların çok kullandığı, fakat mahiyetini değiştirdiği kavramlardandır zulüm ve zalim...
Kuran’ın en çok üzerin de durduğu kavramlardan olan zulüm ve zalim, Diyanet İşleri Başkanlığının Dini Kavramlar sözlüğünde şöyle açıklanmıştır:

“ZULÜM: Sözlükte "bir şeyi kendine mahsus yerinden başka bir yere koymak, noksan yapmak, sınırı aşmak, doğru yoldan sapmak, meyletmek, hakkını eksiltmek, hakkını vermemek, men etmek ve yapılmaması gereken bir davranışta bulunmak" anlamlarına gelir.
Zulüm kavramı, Kur'ân öncesi Arap toplumunda insanî ilişkilerde her türlü olumsuz söz, fiil ve davranışları ifade etmekte kullanılmıştır.
Kur'ân'da bu kavram, insanlar arasındaki olumsuz ilişkiyi ifade etmekle birlikte çoğunlukla Allah'a karşı görevlerde inkâr ve isyan olan söz, fiil ve davranışları ifade etmektedir.

TIKLAYINIZ.



*****

 Bazı Kur’an araştırmacıları Kur’an’ın sadece Mekke ve çevresindeki Arap toplumu için indirilmiş bir Kitap olduğunu iddia ile aşağıdaki ayeti delil olarak gösterirler:

“İşte böyle! Biz sana Arapça bir Kur'an vahyettik ki, ülke ve medeniyetlerin anasını ve çevresindekileri uyarasın. Ve toplama günü konusunda da uyarıda bulunasın. Hiç kuşku yok o günde. Bir bölük cennetedir, bir bölük ateşte.” (42/ŞÛRÂ/ 7)

 Oysa, Kur’an sevdalıları:

 “Kur’an’a nispet ettiğimiz dar anlayışımız veya Kur’an’dan anladığımız, Kur’an’ın mutlak manası ve hükmü gibi gösterilemez” 

derler

 Ve bir kural olarak:

  “Kur’an’ın bütününü bilmeden bir kısmını doğru anlayamayız ve bir ayeti ihmal ederek diğer ayetlerini yorumlayamayız”

 ilkesini benimserler.


 Çünkü Kur’an, kendi kendini tefsir eden (açıklayıp, yorumlayan) bir kitaptır.


Bu sebeple konuyla ilgili diğer Kur’an ayetlerini, (Kur’an’dan anladığımızı, Kur’an’ın mutlak manası ve hükmü olarak iddia etmeksizin) birlikte değerlendirelim:

TIKLAYINIZ.

http://kemaladal.blogspot.com.tr/2016/02/kuran-tum-insanlik-ve-alemler-icindir.html



*****

ŞEHİT KİMDİR-KİM ŞEHİTTİR HAKKINDA


Son günlerde “Şehitlik” kavramı yine tartışılıyor.

Kimlerin şehit sayılacağı, kimlerin şehit sayılamayacağı hakkında çeşitli görüşler öne sürülüyor.

Bu görüş ve anlayış farklılıkları, genellikle, Halkın çoğunluğunun örfi anlayışı ile Kuran ifadelerini yorumlayan fakih ve din âlimlerinin “şehit” kavramını anlayış ve algılamaları arasındaki farklılıktan kaynaklanmaktadır.

Günümüzün sade vatandaşın çoğu, şehit denildiğinde, genellikle sadece vatan için / Allah Yolunda çarpışırken öldürülen Müslüman ve (bir kısmı da) ehlikitap gayrimüslim kişileri anlarken,  şehidin Kuran terminolojisinde,  aynı zamanda şahit / tanık (gerçeği bilmek ve delillendirmek) anlamını da taşıdığının farkında  bile değildir.

Oysaki Diyanet işleri başkanlığının Dini kavramlar sözlüğüne göre,  Kuran Kavramı olarak:

TIKLAYINIZ.



*****

GÜNCEL BİR FIKRA VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ (İBRETLİK)

allah ile aldatmak ile ilgili görsel sonucu

Önemin sebebiyle tekraren, "Yapacağımız her seçim ve tercihlerimizden önce hatırlayıp değerlendirilmesi umut ve dileği ile" dikkatlerinize sunarım.  
M. Kemal Adal

A.                FIKRA


Soğuk, karlı bir gündür. Ağıldaki koyunlar birbirlerine sokulmuş, ısınmaya çalışmaktadırlar.

Birden ağılın kapısı açılır, eşikte kurt görünür.

Koyunlar korkudan donakalırken, kurt konuşur:
- Selamünaleyküm!

Koyunlar rahat bir soluk alıp, sevinçle melerler:
- Şükürler olsun, Müslüman’mış!


B.                ALLAH İLE ALDATMAK (YAŞAR NURİ ÖZTÜRK)


Kur’an, “Allah ile aldatılmayın!” ihtarında bulunuyor. Neden? Çünkü Allah ile aldatılanların en büyük sorunu, aldatıldıklarının farkında olma imkânından büyük ölçüde yoksun bulunmalarıdır. Çünkü derinden inandıkları ve içtenlikle teslim oldukları bir değer kendilerinin aleyhinde kullanılıyor. Bunu fark etmeleri kolay değildir.



  Allah ile aldatılmanın yıkımına dikkat çeken Kur’an, bu tuzağa düşülmemesi ve bu belanın aşılması için gerekli olan iki hayati donanıma daha dikkat çekmiştir:

1. Aklın işletilmesi,

2. Takvanın yâni dindarlığın insanlar arasında üstünlük ölçüsü olmaktan çıkarılması.


Allah ile aldatma zulmünün aşılması için sâdece temel çare değil, tek çare aklı işletmektir. Çünkü aklın devrede olması ve işletilmesi için laiklik temel şarttır.Aksi halde, duygu egemen kılınmak, suretiyle din, aklın önünü kesme aracı olarak kullanılır, yâni kitle Allah ile aldatılır.

TIKLAYINIZ.




*****

ARKADAŞ PEYGAMBER



R.İhsan Eliaçık

Kur’an’da peygamber isimlerinin “İbrahim”, “Musa”, “Nuh” “Muhammed” şeklinde “mahalleden arkadaşıymış gibi” alabildiğine tek ve yalın kullanılması öteden beri çok dikkatimi çekmiştir. Bu konuda nicedir bir şey yazmak istiyordum…

Acaba bu tür isimler Kur’an’da neden yalın geçiyor?
Ben bunun bilinçli bir kullanım ve mesaj olduğunu düşünmekteyim.

Oysa dini kültürümüzde bunun tam tersi bir durum var. “Mazhar-i mevcudât, seyyid-i kâinât, server-i fahr-i âlem” vb. bir dizi ünvan ve lakaplar sıralanmadan ve özellikle de “sallallahu aleyhi ve sellem” (s.a.v) demeden peygamber ismini anmak saygısızlık sayılıyor.

TIKLAYINIZ.



*****

KURAN'DA İÇKİ KONUSUNDA BİR YORUM ve BİR CEVAP

BU YAZI RESUL KUR'AN'IN KUR'AN TEFSİRİ E - KİTAP (MKA) 16. NAHL SURESİ, 67. AYET DİP NOTUNDAN ALINTILANMIŞTIR. MKA

16 / Nahl / 67
Y.N. Öztürk 
Hurmalıkların meyvelerinden, üzümlerden de sarhoş edici bir içecek ve güzel bir rızık elde edersiniz. İşte bunda, aklını işleten bir topluluk için kesin bir mucize vardır. 

M. Esed 
Ve hurma ağaçlarının ve asmaların ürününden hem sarhoş edici içkiler, hem de güzel, temiz rızıklar elde edersiniz: işte bunda da, aklını kullanan kimseler için bir ders vardır! 


 Dipnot: *16/67: Hayır veya şer / sevap veya günah kazanımlarımız, Seçimimize bağlıdır. Allah'nın bağışladığı nimetlerden yararlanmak yahut zarar görmek seçimimize bağlıdır. Nükleer enerjiyi hem bomba hem de enerji santrali için kullanabiliriz; ateşle elimizi de yakabiliriz, yiyeceklerimizi de pişirebiliriz. Kuran bu ayette, alkollü içecekler ile meyve sularını karşılaştırarak bu seçime dikkat çekmektedir.


KURAN'DA İÇKİ KONUSUNDA BİR YORUM ve BİR CEVAP


KUR'AN'DA İÇKİ KONUSUNDA BİR YORUM:

4Nisa-43
Ey inananlar! Sarhoşken, ne dediğinizi bilene kadar, namaza yaklaşmayın...

16Nahl-67
Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden kendinize mest edici içitler (arak, şarap) yaparsınız, güzel rızık elde edersiniz... aklı olanlar için bunda bir işaret vardır.

Buradan da anlaşılan şudur; içki tümden yasak değildir. (Bir Bilim Adamının Yorumu)

CEVABIM:

TIKLAYINIZ.

http://kemaladal.blogspot.com.tr/2016/02/kuranda-icki-konusunda-bir-yorum-ve-bir.html


*****


İBLİS, ŞEYTAN VE KİBİR



BU YAZI ADI NE OLURSA OLSUN SADECE KENDİ "KAMİL" OLANLARA İTHAF EDİLMİŞTİR.
M. Kemal Adal.

KAMİL VE OLGUN… 
"İkisi de aynı anlamda.
Birisi eski, diğeri yeni Türkçe.
Kemale ermiş.
Görgülü, terbiyeli.
Paylaşımcı.
Geniş bilgili.
Hoşgörülü.
Kendini aşmış."
  / Erdal İZGİ /

İBLİS, ŞEYTAN VE KİBİR


 “O vakit biz meleklere, "Âdem'e secde edin" demiştik de İblis dışında tümü secde etmişti. İblis yan çizmiş, kibre sapmış ve nankörlerden olmuştu.” (2/Bakara/34)

A.                 İBLİS KİMDİR, NEDİR?


TIKLAYINIZ.




*****

PEYGAMBERLERE NE GEREK VAR? TOPLUMLARIN PEYGAMBERLERİ KİMDİR?


BİR ANEKDOT: PEYGAMBERLERE NE GEREK VAR?

N. Fazıl Kısakürek (başka biri de olabilir, lakin kesinlikle "fazıl"- faziletli, erdemli- bir kişi olmalı... MKA),  vapurla Karakköy'e geçerken yanına (felsefeye düşkün) biri yaklaşıp "üstat" diye sormuş:

"Peygamberlere ne diye gerek duyuldu? Biz kendimiz de yolumuzu bulabilirdik."

N. Fazıl, okuduğu kitaptan başını kaldırmadan:

"Ne diye vapura bindin ki, yüzerek geçsene karşıya" cevabını vermiş.


TOPLUMLARIN PEYGAMBERLERİ (NEBİ VE / VEYA RESULÜ) KİMDİR?


 1. Peygamber (nebi ve / veya resul) lerin hepsi, yaşadıkları / yaşatıldıkları çağda, içinde bulundukları toplumun  / ümmetin  / milletin, doğru yolu göstereni ve rehberi / önderi / lideridir. “…Her topluluk için doğruyu ve iyiyi gösteren bir önder vardır.” (13/Rad/7) ve kim ne derse desin, bütün önderler / liderler / peygamberler sadece bir uyarıcıdır ve bütün toplumlar için (asıl) yol gösterici Allah'tır.


TIKLAYINIZ.


*****

HIRİSTİYANLIKTAKİ BABA-OĞUL MESELESİ




DİNE EN BÜYÜK ZARARI SAHTEKÂR DİN ADAMLARI VERİYOR

*2/4: Daha önceki Tanrısal kitaplar tahrifata uğramasına rağmen Tanrısal mesajı hala içerir. Tevrat ve İncil, SADECE Tanrı'ya kul olma mesajını hala taşır (Tesniye 6:4-5, Markos 12:29-30  Ana mesajla ilgili tüm tahrifatlar kolaylıkla belirlenebilir.


TIKLAYINIZ.



*****

DİNCİ TAHAKKÜME KARŞI ÇIKIŞIN PROTOTİPİ (İLK ÖRNEĞİ) OLARAK EBU ZER.

Yaşar Nuri Öztürk


Kur'an'ın getirdiği din, insanoğlunu iki tahakkümden kurtarmayı amaçlamaktadır:

1. Servet tahakkümü,
2. Saltanat tahakkümü.


Kur'an bu iki tahakkümü dışlayacak ilkeyi iki kelimeyle koymuştur: "el-mülkü lillah." Yani toprakta mülkiyet ve saltanat Allah'ındır. 
Bu ilke, Kur'an'ın bildirdiğine göre, bütün peygamberli dinlerin esasıdır. Bu dinler adına gündem yapılan ne varsa, bu esasa yaradığı sürece makbuldür. Arap-Emevî dinciliği, bu esasa dayalı kaydırılmış bir 'sözde İslam' yarattı ve Müslümanların kaderini bu 'sözde İslam'a bağladı.


VE


TIKLAYINIZ.


*****

DİN VE İBADET ANLAYIŞIMIZ (1-2)

R. İhsan Eliaçık
           
Türkiye’de birisi için “Dine yönelmiş, ibadete başlamış” deyince neden akla gelen “Namaza başlamış, örtünmüş” oluyor?
Keza “Dini bırakmış, ibadeti terk etmiş” denince de neden “Artık namaz kılmıyormuş, başını da açmış” denmek istendiği anlaşılıyor?
Yani din ve ibadet denince neden namaz, oruç, hac, başörtüsü, cüppe, sakal vs. birkaç şeklî ibadet ve görüntüden başka bir şey düşünülemiyor? 
 Çünkü din ve ibadet anlayışımızın içi boşaltılmış ve muazzam bir anlam kaymasına uğramıştır. 

TIKLAYINIZ.


*****

DİNİN DİREĞİ NEDİR?


DİNİN DİREĞİ NEDİR?

R. İhsan Eliaçık

Yazının başlığını okuyunca “Tabiî ki namaz” demiş ve hemen “Namaz dinin direğidir” hadisini (!) hatırlamışsınızdır. Çünkü bunu bilmeyenimiz yoktur.

Öncelikle yazının başında söyleyeyim ki, “Namaz vaktinde eda edilmesi gereken bir farzdır” (Nisa; 4/103), beş vakittir, tekbir alarak başlar, kıyam, kıraat, rüku ve secdeden oluşur, sağa sola selam vererek bitirilir; amenna…

Kur’an’da 123 yerde geçer; bunların 67’sinde “es-Salât” (lam-ı tarif ve yuvarlak te) ile ıstılahlaşmış anlamıyla, 56’sında kök anlamıyla (SLY) kullanılır. Yani genellikle “es-Salât” şeklinde geçen (67) yerde bildiğimiz anlamda namaz, diğer (56) yerde de yöneliş, dua anlamında kullanılır; amenna, öptük başımıza koyduk…
Hatta denilebilir ki İslam’da en çok bilinen “nüsuk” namazdır. Yüzyıllardır Hz. Peygamber’in gösterdiği şekilde kılana gelmektedir. Ben de bu gösterilen yoldan gidenlerdenim…

Buraya kadar bir sorun yok.


***

Fakat “Namaz dinin direğidir” sözüne bir mim koyalım.

Çünkü…

TIKLAYINIZ.

*****

İSLAM'I YIKAN ÜÇ ŞEY (3M)



R. İhsan Eliaçık

Yeryüzünde 1 milyar Müslüman…

Mağripten maşrika saraylar, hanlar, hamamlar…

Mavi göğe yükselen minareler…

Susmayan ezanlar, inmeyen bayraklar…

Namazlar, cumalar, bayramlar, kurbanlar…

Kabirler, türbeler, fatihalar, yasinler…


 Bütün bunlar İslam’ın yeryüzünde gürül gürül yaşandığı, dimdik ayakta durduğu anlamına mı geliyor?

 Eğer öyleyse “Geçip giden varsa İslam’ın şu çiğnenmiş diyarından”, “ümmet-i merhume” (ölü ümmet) haline gelmiş ve “felç-i iradiye mübtela olmuş” hal-i pür melalimize (yerlerde sürünen acınak halimize) ne diyeceğiz?


TIKLAYINIZ.


*****

“DOST” VE “DÜŞMAN” IMIZI TANIYIP SEÇMENİN ve "EMANET" E SAHİP OLMANIN YOLU




Allah'a ulaşan yollar mahlûkatın nefesleri adedincedir".

Herkesin bu yol benim için en iyi yol” dediği bir yolu, elbette vardır.

Bu yazıda irdeleyip bulunmaya çalışılan şey, inancımız ve beklentimiz her ne ise, ilerlediğimiz yolda karşılaşıp beraber yol alacağımız kişi ve zihniyetinin, bizim için şeytan / ayartıcı olup olmadığını, Kuran’daki Sünnetullah’ın ışığında gösterilen evrensel verilerden istifade ile algılayıp anlayabilmenin  yöntemlerinden birisidir.

Aslında tam olarak söylemek istediğim, tüm insanlar için indirilen (4 / NİSA / 174 - 175)  ve / fakat sadece inananlar için rehber olan (2 / Bakara / 2; 5 / MAİDE / 16; 41 / Fıssulet / 44) Kuran’ın ışığında,  inanmayanların da dilemeleri ve muhakeme etmeleri halindeVahiy, Kainat ve İnsan Kitaplarında” (51/ Zariyat/ 20- 21; 10/ yunus/ 101; 7/ Araf/ 185; 41/ Fıssulet/ 53) görebileceği ve çıkarabileceği bir çok gerçeğin var olduğudur.

Bildiğim,  tecrübe ettiğim, faydasını gördüğüm, mutluluk, huzur ve selamet bulduğum yol bu olduğu için, meramımı bu yolla (Kuran ayetlerinden / delillerinden / verilerinden hareketle) ifade ediyorum. Yoluma paralel yolların yolcuları ile yoldaşlık yaparken, dileyenlerle de bildiklerimi bu yolla paylaşmayı yeğliyorum.

TIKLAYINIZ.


*****

CENNET VE CEHENNEMLİKLERİ ALLAH BİLİYORSA YERYÜZÜ / DÜNYA SINAVINI NİÇİN YAPIYOR?




Cüzi / hür iradenin kullanılmasında, “Allah’ın dilemesi / ilahi takdir / kader” kavramının cebri (zorlayıcı) boyutunun etkisi:

 Allah, dileyene, dilediğini, dilediğince verir”… İfadesi ile özetlenebilir.

Hem öyle, hem böyle…

Ne demek “Allah, dileyene, dilediğini, dilediğince verir”…?

TIKLAYINIZ.
http://kemaladal.blogspot.com.tr/2016/03/cennet-ve-cehennemlikleri-allah.html


*****

Hz. İBRAHİM'İN SORULARI


Kimler soru sorar?

R. İhsan Eliaçık
Soru soran zihin nasıl bir zihindir?
Bir toplumda “soru saran adam” olmak ne demektir?

Örneğin bir peygamberi “sorun soran adam” olarak hiç düşündünüz mü?
Eğer öyleyse gelin “İbrahim’in soruları” üzerine düşünelim.
Bakın Hz. İbrahim neler sormuş?

TIKLAYINIZ.
http://kemaladal.blogspot.com.tr/2016/03/hz-ibrahimin-sorulari.html


*****

İTAATSİZLİK MEŞRU MU?

KULA KULLUK EDENLER


İÇİMİZDEN SEÇTİĞİMİZ HÜKÜM VE YETKİ SAHİBİNE YAPILAN İTAATSİZLİK, KURANA GÖRE MEŞRU MUDUR?

Resule ve sizin içinizden olan / sizin seçtiğiniz hüküm ve yetki sahiplerine de itaat edin. Sonra bir şeyde tartışmaya girdiniz mi, eğer Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsanız, onu Allah'a ve resule arz edin. Böyle yapmanız hem daha hayırlı hem de sonuç bakımından daha güzeldir.” (4 / NİSA / 59)

Bir önceki ayete bakalım:

 “Şu bir gerçek kiAllah size emanetleri, onlara ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah size bu şekilde ne güzel öğüt veriyor. Allah Semî'dir, çok iyi duyar; Basîr'dir, çok iyi görür. Ey iman sahipleri! Allah'a itaat edin. “(4 / NİSA / 58)

4 / NİSA  / 58 ayette Allah’ın emri açık ve net: ” Şu bir gerçek kiAllah size emanetleri, onlara ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor.” 


Öncelikle içimizden olan ve bizim seçeceğimiz “Hüküm ve yetki sahipleri”ne bu emanetleri verecek olan Müslümanların, işe ehil olanlarını seçmesi / atandırması ve seçilmiş / atanmış olanların da insanlar arasında hükmettiğinde adaletle hükmetmesiAllah tarafından emrediliyor.

Bundan hareketle 4 / NİSA /  59 ayetteki İTAAT EDİLMESİ GEREKEN “SİZİN İÇİNİZDEN OLAN / SİZİN SEÇTİĞİNİZ HÜKÜM VE YETKİ SAHİPLERİ” NİN “EMANETE EHİL OLANLAR VE ADALETLE HÜKMEDENLER” OLDUĞU KESİNDİR.

Hüküm ve yetki sahibi, içimizden de olsa / bizim seçtiğimiz de olsa, “ehil değilse ve adaletle hükmetmese bile,  Allah’ın emri ve isteği budur diye bu ayete yorum getirmek, ayetin anlamını kaydırmak ve saptırmaktır. Allah’ın böyle bir uygulamaya rızasının olacağını Kuran’ın verdiği mesajda var olduğunu söylemek muhaldir. (Olamaz, olmaz, olmayacak, olması, gerçekleşmesi olanaksız) .

“Çünkü Allah Zalimleri / Zulme sapanları sevmez” (3 / 57, 140; 42 / 40)

TIKLAYINIZ.

http://kemaladal.blogspot.com.tr/2016/03/itaatsizlik-mesru-mu.html


*****



4 Mart 2016 Cuma



ÖLÜNÜN- ÖLENLERİN DİRİLTİLMESİ




İSRAİLOĞULLARI VE MUCİZE TALEPLERİ / AZGINLIKLARI:

*2/55: Allah'ın varlığını kabul etmek için fiziksel delil isteyenlerden söz eden bu ayetteki 'Allah' kelimesi 19'uncudur. Nitekim 19 sayısı üzerine kurulu matematiksel sistem bize fiziksel bir delil sunar.


**2/55-56 Allah'ı görmek isteyenlerin akıbeti: 2/55. ayetteki Yıldırım çarpması bir ceza olarak değil, bir ders olarak verilmişti. Nitekim bir sonraki ayet bunu iyice açıklıyor. 


ÖLÜM, (KIYAMET ÖNCESİNDE VE SONRASI) ÖLÜNÜN- ÖLENLERİN DİRİLTİLMESİ:
Bu yazı RESUL KUR'AN'IN KUR'AN TEFSİRİ 2-BAKARA SURESİ 55 ve 56 ncı ayetlerin tefsirinden alıntıdır. 
M. Kemal Adal.
TIKLAYINIZ.


*****

KURAN'DA İNANÇ KONULARI


Allah'ın varlığı, birliği, merhameti, sonsuz kudreti, ahireti yaratması gibi en temel konularda Kuran'ın anlattığı dinle, bilinen büyük mezhepler ters düşmemişlerdir. İslam'ın bu en temel noktalarındaki ortak inanç, tüm olumsuzlukların yanında çok güzel bir noktadır.(Bazı çok sapkın, çok az taraftar bulmuş, örneğin Hz. Ali'yi ilahlaştırmış veya şeyhine Allah'ın girdiğini iddia etmiş sapkın mezhepleri saymıyoruz.) 

Fakat Allah'ın tek hüküm koyucu olduğu konusunda Kuran'ın anlattığı dinle mezhepler arasında büyük bir fark vardır. Kuran'a göre tek hüküm koyucu Allah'tır. Allah'ın hükümlerinin toplandığı Kuran, Allah'ın dininin bütününü oluşturur.


TIKLAYINIZ. 

*****

KUR'AN'DA 'LANET' VAR MI?

YAPANI, YAPTIRANI ve DESTEKLEYENİ İLE


ALLAH'TAN YARALILARIMIZA ŞİFA, 
ŞEHİTLERİMİZE RAHMET DİLİYORUM. 


(TIKLAYINIZ.)


M. Kemal Adal




R. İhsan Eliaçık
24 Aralık 2013

    
  
Kur'an'da "lanet" kelimesi 26 yerde geçer.

 Bunları tek tek incelediğimizde “ davranış” ile ilgili olduğu görülür:
​TIKLAYINIZ​


*****

KUR’AN’IN IŞIĞINDA HİKMET


 

                      HİKMET BİLGİSİ


1. KAVRAM OLARAK, HİKMET BİLGİSİ

2. HİKMET SAHİPLERİ VE ÜSTÜNLÜKLERİ

a) Allah Peygamberlerine Kitap-İlim ve Hikmet Verdi

b) Allah Hikmeti Dilediğine Verir

c) Hikmet Sahiplerinin Üstünlükleri

3. HİKMET KUR’AN’ DADIR, ÖĞRENİN UYGULAYIN

a) Hikmetten Vahyedilenler Kur’an’dadır

b) Hikmeti Peygamberlerden-Kitap’tan Öğrenin, Uygulayın

AKIL, AKLI VE GÖNLÜ ÇALIŞTIRMAK:

1. ZANDAN KURTULMANIN YOLU; 'BİLGİ KAYNAKLARINI ETKİN KULLANMAK' TIR:

2. AKLINI VE GÖNLÜNÜ İŞLETİP ÇALIŞTIRANLARA, İŞARETLER / İBRETLER VARDIR:

3. ANCAK AKIL VE KALP / GÖNÜL İŞLETİLEREK 'KİTAP' BİLGİSİNE SAHİP OLUNUR:

4. ÖNKOŞUL OLARAK AKLINI VE GÖNLÜNÜ İNANMAMAYA ŞARTLANDIRANLAR, 'KİTAP'TAKİ HAKKI / GERÇEĞİ GÖRMEZ, İŞİTMEZ VE İNKÂR EDERLER. BU ONLARIN SEÇİM VE TERCİHLERİ SEBEBİYLEDİR:

5. 'KİTAP' BİLGİSİNİ BİR KENARA ATIP, DÜŞÜNMEKSİZİN, KENDİ DUYGU VE ARZUSUNUN (HEVA) PEŞİNDE KOŞAN, HÜR İRADESİYLE YAPTIĞI BU TEMEL SEÇİM VE TERCİHİ İLE ZARARDADIR:


1. KAVRAM OLARAK, HİKMET BİLGİSİ

​TIKLAYINIZ​


ALLAH'I YARDIMA ÇAĞIRMAK (DUA)

 

 ALLAH'I YARDIMA ÇAĞIRMAK (DUA)

RESUL KUR’AN’IN TEBLİĞİ KUR'AN MESAJI –VI. AHLAK E KİTAP (MKA) B.1.f. İNSANIN ALLAH'A KARŞI AHLAKİ SORUMLULUKLARI

Kavram olarak, Ahlak, İnsanın Allah'a Karşı Ahlaki Sorumlulukları, İyi ve Öğülen Tutum ve Davranışlar, Allah'ı Yardıma Çağırmak (Dua)


RESUL KUR'AN'IN KUR'AN TEFSİRİ  E KİTAP (MKA) 2: BAKARA SURESİ 186. AYET
Allah'ı Yardıma Çağırmak (Dua): 2/186

İMAN EDEN / İNANAN (MÜMİN) VE SALİH AMELLİ / İYİ (MÜSLİM) KULLAR.

ALLAH KARİB'DİR, KULLARINA ÇOK YAKINDIR, NAMAZI /SALÂTI- DUAYI İŞİTİR VE CEVAP VERİR:

TÜRKÇE (ANA DİLDE) İBADET

TÜM KAVİMLERİN DİLLERİNİN YARATICISI ALLAH'TIR

OSMANLI DÖNEMİNDE KURAN'IN YERİ

SARHOŞVARİ NAMAZ

SONUÇ OLARAK...



(1) Kavram olarak, Ahlak, İnsanın Allah'a Karşı Ahlaki Sorumlulukları, İyi ve Öğülen Tutum ve Davranışlar, Allah'ı Yardıma Çağırmak (Dua)
TIKLAYINIZ









































































*****

ALLAH'A KARŞI NANKÖRLÜK (KÜFÜR) VE O'NA DÜŞMANLIK ETMEK


RESUL KUR’AN’IN TEBLİĞİ KUR'AN MESAJI E KİTAP (MKA) - VI. AHLAK. B. 2.

b) Allah'a Karşı Nankörlük (Küfür) ve O'na Düşmanlık Etmek


(1) Kavram olarak, Ahlak, İnsanın Allah'a Karşı Ahlaki Sorumlulukları, Kötü ve Yerilen Tutum ve Davranışlar, Allah'a Karşı Nankörlük (Küfür) ve O'na Düşmanlık Etmek

(2) Küfrü seçmek Hakkı / Gerçeği tanımamaktır. En büyük zulümdür



RESUL KUR'AN'IN KUR'AN TEFSİRİ E - KİTAP (MKA) 3. ÂLİ IMRÂN SURESİ 3/2. AYET VE DİP NOTLARI

Allah'a Karşı Nankörlük (Küfür) ve O'na Düşmanlık Etmek: 3/32.

YASAMA YETKİSİ:

(Allah ve resulü, kavram olarak, uyulma / itaat yönünden iki ayrı kaynak değildir. 'Allah'a ve resule itaat', 'Allah'ın indirdiğine ve resulünün de bildirdiğine itaat' anlamındadır. Bu sebeple, Kur'an'a uyan / itaat eden, Allah ve resulüne uymuş / itaat etmiş olur - Ayrıca Kur'an ve anadile çevirileri de Allah'ın resulleridir. Resulün resulleri de resuldür.- MKA). 

*3/32: Elçiye itaat, sadece Allah'a kul olmak ve yalnız Kuran'ı izlemekle olur. 6/112-116; 9/1.


TIKLAYINIZ

*****

26 Mart 2016 Cumartesi



1. NASIL İSLÂM?

Ahmet Akyol
23 MART 2016

Kur’an’daki İslâm, yaşanılan çağa uygun, gelişmiş medeniyetlerde hiçbir sorun olmadan uygulanabilen mükemmel bir din!

Ne var ki, Kur’an dışı söylev ve uygulamaların sosyal yaşamda büyük sapmalar doğurduğu da bir gerçek!

.......

 2. İSLÂMİ ÜLKE NERESİ, MÜSLÜMAN KİM?

 Yaşar Nuri Öztürk
 09 Eylül 2015, 11:20

‘Kur’an’la doğdum, Kur’an’la öleceğim. Dindar nesil yetiştireceğiz, helâlı haramı bileceğiz, Hazreti Ömer’in adalet anlayışı düsturumuz olacak, garip gurebanın hakkını yemeyeceğiz ve yedirmeyeceğiz, İslam dünyasına model olacağız, mazlum milletlerin sesi olacağız, minareler süngümüz kubbeler miğferimiz olacak. Yoksulluğu, yolsuzluğu, yasakları yok edeceğiz.”

Şimdi muhasebe zamanı...

Bu 13 yılın sonunda, dini referansların üzerinden Türkiye’yi dönüştürmek isteyenlerin karakter ve icraatının bir muhasebesi gerekmez mi?

Muhasebeyi; George Washington Üniversitesi öğretim üyelerinden, İran kökenli iki profesörün, ‘Global Economy Journal’ isimli dergide yayınladıkları ‘Ekonomik İslamik Endeks’ başlığını taşıyan çalışmanın ve Gediz Üniversitesi Öğretim Üyesi Abdülkadir Civan’ın, ‘Türkiye İslamî Bir Ülke midir?’ başlığıyla ele aldığı çalışmanın üzerinden yapacağız.


.......


 3. TÜRKİYE İSLAMİ BİR ÜLKE MİDİR?


Abdülkadir Civan

Türkiye son 10 yılda birçok yönden değişti, dönüştü, gelişti. Bu değişimin bir boyutu olarak dindar kesimlerin görmüş olduğu tazyikler azaldı. Artık dinin ve dindarlığın bazı emareleri sosyal politik ve ekonomik hayatta daha fazla görülür ve tolere  edilir hale geldi.

Bu gelişmeler Türkiye daha İslami bir ülke haline mi geliyor sorusunu gündeme getirdi.

Ben bu yazıda ülkelerin ne kadar “İslami” olduklarını  belirlemeye çalışan iki ekonomistin makalesini özetleyeceğim.

 4.“REHMAN AND ASKARI: HOW ISLAMIC ARE ISLAMIC COUNTRIES?” AKADEMİK ARAŞTIRMASINDAKİ TABLO VE EKLER:

Sevgili Kardeşim ve Gönül Dostum  Ahmet Akyol’un yazısının sonunda verdiği linkten indirdiğim İngilizce metinde, ayrıntılı 6 tablo ve 2 ek vardır.

Becerebildiğimce çevirdiğim Tablo I ve Ek - 2 yi, İngilizceyi hiç bilmeyenlere bir fikir vermesi bakımından  aşağıda sunuyorum.

Yapılan söz konusu çalışma, bilimsel / akademik bir araştırma olup; sonuçlarının değerlendirilmesi yönüyle, bu çalışmanın tüm "İslam konferansı örgütü ülkeleri"  ilgilileri ve sorumluları için ders ve ibret alınacak verileri ve önemi vardır.

İngilizce metnin tamamının tablo ve ekleriyle birlikte, Türkçeye tercüme edilerek paylaşılması, bu lisana hakkıyla vakıf, zamanı ve imkanı olan "gönül dostları" nın ilgi ve takdirlerine kalmıştır.


M. Kemal Adal
26 Mart 2016/İZMİR

.......

TIKLAYINIZ



*****


30 Mart 2016 Çarşamba


KURAN'I ANLAMAK VE YAŞAMAK


18.06.2015 00:02

Necdet Bayraktaroğlu / AYDIN 24 HABER


 Kâinatı,  gökleri ve yeri, bu ikisi arasındakileri anlamlı ve amaçlı yaratan yüce Allah, insanı da misafir olarak dünyaya göndermiştir.

Maddi ve manevi birçok nimetler sunduğu insana da Yüce Yaratıcı iman etmek, ibadet etmek,  itaat etmek ve onun gösterdiği yolda yürümek sorumluluğunu da yüklemiştir.
Ona iman etmenin, ibadet etmenin yollarının nasıl olacağını gösteren vasıta olarak da kitaplar göndermiştirBu kitaplar içinde en son gönderilen ve kıyamete kadarda devam edecek olan kutsal kitabımız Kuranı Kerimdir.

Kuranımız, Peygamberimize 23 yıllık peygamberlik süresince, muhtelif vesilelerle Yüce Rab katından, Cebrail aracılığıyla indirilen son ilahi kitaptır.

TIKLAYINIZ
*****

10 Nisan 2016 Pazar


MÜSLÜMAN OLMAK TERCİH, İMANA ERMEK NASİPTİR.




KUR’AN’I ANLAMADA YOL HARİTASI

49. sure (HUCURÂT) 14. ayet (Resmi: 49/İniş:105/Alfabetik:37)


قَالَتِ الْاَعْرَابُ اٰمَنَّا قُلْ لَمْ تُؤْمِنُوا وَلٰـكِنْ قُولُوا اَسْلَمْنَا وَلَمَّا يَدْخُلِ الْاٖيمَانُ فٖى قُلُوبِكُمْ وَاِنْ تُطٖيعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ لَا يَلِتْكُمْ مِنْ اَعْمَالِكُمْ شَيْپًا اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحٖيمٌ
Okunuş 
Kaletil a'rabu amenna, kul lem tu'minu ve lakin kulu eslemna ve lemma yedhulil imanu fi kulubikum, ve in tuti'ullahe ve rasulehu la yelitkum min a'malikum şey'a, innellahe ğafurur rahîm. 
Y.N. Öztürk 
Bedeviler: "İman ettik." dediler. De ki: "Siz iman etmediniz. Ancak 'Müslüman' olduk deyin. İman sizin kalplerinize girmemiştir. Eğer Allah'a ve resulüne itaat ederseniz Allah, yapıp ettiklerinizden hiçbir şey eksiltmez. Çünkü Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir." 
M. Esed 
Bedeviler, "Biz imana erdik" derler. De ki (onlara, ey Muhammed!): "Siz (daha) imana ermediniz. 'Biz (zahiren) teslim olduk' demeniz daha doğrudur; çünkü (gerçek) inanç henüz kalplerinize girmiş değil". Ama Allah'a ve Elçisi'ne (gerçekten) kulak verirseniz O, hiçbir işinizin boşa gitmesine izin vermez çünkü şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, bir rahmet kaynağıdır. 
Dipnot: 49/14*: (Allah ve resulü, kavram olarak, uyulma / itaat yönünden iki ayrı kaynak değildir. Allah'ın indirdiği ve resulünün bildirdiği anlamındadır. Bu sebeple, Kur'an'a uyan / itaat eden, Allah ve resulüne uymuş / itaat etmiş olur-Ayrıca Kur'an ve anadile çevirileri de Allah'ın resulleridir.-MKA).

Öncelikle bakalım ve hatırlayalım:

ELÇİYE (RESULE, PEYGAMBERE)İTAAT NE DEMEKTİR?



Her insanın kendi varlık yapısına göre, “Vahiy (Kur’an), Kâinat ve İnsan Kitaplarında” gördüğü, işittiği, okuduğu bir “ayeti” anlamakta bir yolu elbet vardır.

Dileyenlerin yararlanması için, Kur’an’ı anlamada Kur’an’ın gösterdiği yolu, Resul Kur’an’dan görüp anlayıp bildiğimce, 49 / Hucurat  / 14. Ayeti üzerinden , “gözler önüne sermek” tir muradım.


1. Bu ayette (49/14) Allah’ın bize bildirdikleri nedir, nelerdir?

TIKLAYINIZ


*****


13 Nisan 2016 Çarşamba


KUR’AN’A GÖRE İSLAMIN VE İMANIN ŞARTI KAÇTIR, NEDİR, EMİN MİSİNİZ?


Müslüman’ım diyen kime sorsak, birçoğundan hiç beklemeksizin, bellenmiş aynı cevabı alırız.

 İSLAMIN (MÜSLÜMAN OLMANIN) ŞARTI BEŞTİR, İMANIN ŞARTI ALTIDIR DER VE SAYARLAR.

AMA

 KUR’AN’DA LAFZI, “İSLAMIN ŞARTI BEŞTİR” ve / veya “İMANIN ŞARTI ALTIDIR” OLAN BİR AYET GÖSTER, SÖYLE DEDİĞİMİZDE, HİÇ KİMSE GÖSTEREMEZ ve SÖYLEYEMEZ.

 ÇÜNKÜ BÖYLE BİR AYET, BÖYLE BİR ALLAH KELAMI SÖZ, KUR’AN’DA YAZILI DEĞİLDİR.

O HALDE BİRÇOK MÜSLÜMANIN BU KADAR YAYGIN OLAN BU İTİKADI KABULLERİNİN KAYNAĞI NEDİR?



İslam’ın şartı (rüknü / o olmazsa, olmaz parçası), bazılarının sandığının aksine, İslam’ın 5 şartı olarak bilinen; Kelimeyi şahadet getirmek, namaz kılmak,  oruç tutmak, zekât vermek ve hacca gitmekten ibaret değildir.

Yani, İslam’ın şartı (rüknü / o olmazsa, olmaz parçası),  sadece yukarıda sayılan bu 5 şart ile sınırlandırılmış değildir. Bu ifade, Kuran’da yazılı bir ayetin veya Kuran’ın bütününden çıkartılan bir sonucun ifadesi de değildir.

Hz. Muhammed’in bir hadisine dayandırılan bir ifadedir ve doğrusu, Hz. Muhammed’in söylediği şudur: 


























































*****

i

"KUTLU DOĞUM HAFTASI" VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ...


Ahmet SEVGİ
13 Nisan 2016 Çarşamba 00:00

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/ sitesinden 16.04.2016 tarihinde yazdırılmıştır.

Dip Not: 

Sayın yazarın bu yazısındaki tespitlerinin tamamına katılıyorum. 

Dini hayatımızı vahdete kavuşturmanın yolu: ‘Kutlu Doğum Haftası” etkinliklerinde, Müslümanların kendilerine örnek almaları için tanıtıp anlatılan İslam dininin tebliğcisi Hz. Muhammed’i, “hadislerden” verilen örnekleriyle anlatmak ve öğütlemek suretiyle, dindarları hadis okumaya teşvik etmekten vazgeçilmesi ve Müslümanların Kur’an’ı (Arapça bilmeyenler için anadillerindeki çevirilerini) okuyup anlamaya yönlendirilmesidir.

Böylece, hem din bağlamında “kendi nefsinin istediğine göre konuşmayan” ve “ahlakı Kur’an ahlakı olan” İslam peygamberi, hurafelerden arınmış olarak tanınıp anlaşılacak ve hem de Allah’ın ilahi kelamı / sözü olan Kur’an’la birleşen Müslümanlar, dini hayatlarında “fırkacılık” yapmaksızın tek kaynaktan beslenen vahdete ulaşabilecektir.

"HERKES KENDİ KAPISININ ÖNÜNÜ SÜPÜRÜRSE SOKAKLAR TERTEMİZ OLUR."

M. Kemal Adal

16. Nisan. 2016 / İzmir.

Başkan'dan Mesaj
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla


*****

21 Nisan 2016 Perşembe


CAMİDEN MUSEVİ VATANDAŞIN ÖLÜM ANONSU TARTIŞMASI



Önce başlık konusu olay hakkında aşağıdaki linki tıklayıp haberi okuyup haberdar olalım.


 “Laik TC. nin  Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı” sade bir “Vatandaş” sıfatımla adalet üzere tartışmaya müdahil olmadan önce, öncelikle “Kur’an Bağımlısı ”mütedeyyin bir Müslüman sıfatımla, konuyu değerlendirmemde esas alacağım  bilgilerimi paylaşmak istiyorum.

1. Allah katında tek Din” İslamdır (3/9)*. Bu ayetin hükmü gereğince, DİN Allah’ın Kur’an’da (ve önceden gönderdiği Kitaplarda: “Tevrat, İncil, vb.” – 22/78)*bildirdiğidir.

2Allah’a teslim olan ve Allah’ın gönderdiği nebi / resullere uyanlarının hepsi ( Tevrat müminleri / inananları, İncil müminleri / inananları, Kur’an müminleri / inananları, vb..) Kur’an’ ile bildirilene göre  Müslümandır (22/78)*.

 a. Peygamberlerin hepsinin çarpıtılmamış daveti yalnız ve ancak Allah'a teslimiyettir, şirksiz (ortak koşmaksızın) ve şeksiz (kuşku duymaksızın) tevhittir. (İlah’ı  -  ki adını kendi lisanlarında nasıl söylerse söylesinler- birlemektir).

 b. Allah’ın seçtiği peygamberlere (hangisine olursa), Allah’ın çarpıtılmamış mesajında buyurduğu gibi, kalben inanmış  / iman etmiş  (ki imanları, sadece kendileri ve Allah arasında olan, yaptıkları bir ahittir. Başka insanlarca “kişilerin imanı” sorgulanıp yargılanamaz ve hüküm verilemez.  Ancak kişilerin Dünyevi olarak “amelleri / yapıp ettiği işleri” diğer insanlarca sorgulanabilir, zahirdeki (görünebilir) ameller / iş ve oluş, yargılanabilir) uymuş olanlar ve uyanların hepsi de Kur’an’ ile bildirilene göreMüslüman’dır. (Bakınız: 2/128, 131- 133; 3/52, 67; 5/111; 7/126; 10/72, 84; 12/101; 22/78; 27/31, 38, 42;  37/103; 38/24, 30;) 

 c. Hâşâ  (asal olamaz) yeni bir “Din” icat etmiyorum.  Bundan Allah’a sığınırım. Sadece Kur’an’daki dini, Kur’an’daki ayetler ile gözler önüne sermeye çalışıyorum.

3. Bu bağlamda aşağıdaki ayetleri düşünelim ve Kur’an, Tevrat, İncil, Zebur, Allah’ın indirdiği bir kitabın bağımlısı müminlerden biri isek, şimdi Allah’ın rızasını kazanabilmek için aklımızı çalıştıralım:

DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ.



*****

22 Nisan 2016 Cuma


"EY İMAN EDENLER! ..........İNANIN / İMAN EDİN."






 Bu başlık, yüce Allah’ın “İMAN EDENLERE,  ….. İNANIN /İMAN EDİN” emridir yani farzdır.

Ey iman edenler! Allah'a, onun resulüne, resulüne indirmiş olduğu Kitap'a, daha önce indirmiş olduğu Kitap'a inanın (iman edin). Kim Allah'ı, O'nun meleklerini, kitaplarını, resullerini ve âhiret gününü inkâr ederse geri dönüşü olmayan bir sapıklığa gömülmüş olur.”  4 / Nisa / 136

 Yüce Allah’ın bu ayetteki muhataba hitabı, Peygambere değil, tüm insanlara değil, erkek ve /veya kadınlara değil, sadece İMAN EDENLEREDİR.

Âlemlerin Rabbi olan RABBİM ALLAH'IN,  “ALLAH'I, O'NUN MELEKLERİNİ, KİTAPLARINI, RESULLERİNİ VE ÂHİRET GÜNÜNÜ” İNKÂR ETMEYİP;  KABUL VE İKRARLARIYLA “ALLAH'A, ONUN RESULÜNE, RESULÜNE İNDİRMİŞ OLDUĞU KİTAP'A, DAHA ÖNCE İNDİRMİŞ OLDUĞU KİTAP’A İNANAN / İMAN EDEN” MÜSLÜMAN (ALLAH’A TESLİM OLAN) KULLARINDAN, "EY İMAN EDENLER! ..........İNANIN / İMAN EDİN." EMRİ İLE İSTEDİĞİ NEDİR?

ALLAH’IN BU AYETTE İSTEDİĞİNİ BİLMEZSEK, EMRİNİ (FARZI) NASIL YERİNE GETİREBİLİRİZ?

​DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ


*****

25 Nisan 2016 Pazartesi


KUR’AN, ONA İNANMAYANLARIN ANLAMASINA KAPALIDIR.


KURAN’I SADECE SAMİMİ OLARAK ONA İMAN EDENLER ANLAR
VE
KUR’AN KORUP SAKINANLAR  (MÜTTAKIN) İÇİN KILAVUZDUR.



“Bedeviler: "İman ettik." dediler. De ki: "Siz iman etmediniz. Ancak 'Müslüman' olduk deyin. İman sizin kalplerinize girmemiştir. Eğer Allah'a ve resulüne itaat ederseniz Allah, yapıp ettiklerinizden hiçbir şey eksiltmez. Çünkü Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir." (49 / HUCURÂT / 14)

Bakınız: MÜSLÜMAN OLMAK TERCİH, İMANA ERMEK NASİPTİR.



"İNANANLAR, İNANIN / İMAN EDENLER İMAN EDİN" (4 / NİSA / 136)


KUR’AN’IN BU AYETLERİNİ, NASIL ANLAYIP,  NASIL UYMALIYIZ?

 ELBETTE NEYE İNANIRSAK İNANALIM; SORGULAYIP, (SORUŞTURUP, TAHKİK EDEREK) ÖYLE İNANMAMIZ GEREKİR DE BUNU NASIL YAPACAĞIZ?


Bunu yapabilmek, ancak:

İşitip, gördüklerimizi;

Okuyup, bildiklerimizi;

 Aklımızı ve kalbimizi (gönlümüzü) çalıştırıp, gerçeği “idrak etmek” ve kişisel idrakimiz istikametinde, “özü, sözü ve amelleri (yapıp ede geldiği işleri / eylemleri / tutum ve davranışları) bir olan bir kişi” olmakla mümkündür.

 Her neye olursa olsun, İnanmış / iman etmiş her kişi için, İnanmanın (inancın kalbe yerleşmesinin / imana ermenin) yolu, hissettiği “şüphe” ve bu şüpheyi sorgulamakla (tahkik etmekle / soruşturmakla) başlar.

​DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ


*****

30 Nisan 2016 Cumartesi


ALLAH VE ELÇİSİNE YAPTIĞIMIZ BÜYÜK YANLIŞ.




Haluk Gümüştabak 

Bizler İslam ı yaşarken, ne yazık ki Kur’an ile aramıza öyle yüksek duvarlar örmüşüz ki, Allahın güneşinden, aydınlığından, rehberliğinden istifade edemez olmuşuz.

 Bugün sizleri düşünmeye davet etmek istediğim konu, bizlere öğretildiği gibi, Kur’an her konuda ayrıntılı bilgi vermemiş olabilir mi? Örneğin namaz kılın dediği halde, nasıl kılınacağını anlatmamış olabilir mi? Oruç tutmamızın bizlere sağlık getireceğini anlatan Allah, bu konuda gereken detayı vermemesi mümkün mü? Yine birçok kez bizleri zekât vermek için teşvik eden Allah, nasıl ve ne kadar, kimlere zekât verileceği konusunda, açıklama yapmamış olabilir mi? Hacca gidin emrini vermesine rağmen, bu konuda gerekenleri söylememiş olacağını düşünmek, ne kadar doğru olur?

 Gerçekten bu konular öne sürülerek, İslam âlemi sonu belli olmayan bir yola doğru sürüklenmektedir. Bizlere Kur’an dışından öğretilenleri, Kur’an da bulamadığımızda, bakın Kur’an da her şey yokmuş diyerek, Allaha çok büyük bir saygısızlık yapmış olmuyor muyuz? Allah onlarca kez zikrettiği namaz kılın, zekât verin emrini vermesine rağmen, bu konuda açıklık getirmediğini söyleyerek, bu konuların detayını peygamberimize bırakmıştır sözlerine inanmamızı Kur’an onaylar mı, gelin birlikte Allahın rehberine bu soruyu soralım, bakalım ne cevap verecek.

DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ


*****

3 Mayıs 2016 Salı



İSLAM'IN İKİ BÜYÜK ŞİARI

                     

Sayın İhsan Eliaçık'ın Kuran'dan değişik bir bakış açısıyla nasiplenme yolunu gösteren eski tarihli bir yorumunu, okumamış olan değerli dostlarımın dikkat, bilgi ve değerlendirmelerine sunarım. MKA.


28 HAZIRAN 2010 PAZARTESI

“Şiâr” kelimesi, “şiir” ile aynı kökten geliyor.  “Sıklık, incelik, farkındalık”manalarını içeren bir kelime… Kısa, sık ve incelikli söz (şiir), inceliklerin farkında olan (şâir), inceliklerin farkında olma (şuur), ince ve sık biten/saç (şa’r), buğdaydan farklı olarak ucunda ince kılçık bulunan arpa (şa’îr), sıkça söylenen slogan, amblem (şiâr) kelimeleri bu kökten.

 Demek ki birisine “Şuursuz” deyince farkındalığı olmayan, farkı fark etmeyen, inceliği, derinliği olmayan” demiş oluyoruz. Keza “Şiirden anlamaz” demek de “incelik bilmez, farkındalığı zayıf” demek oluyor.

 “Slogan” kelimesi de  “slog” (sık) kökünden geliyor.  “Sıkça söylenen kısa sözler” olarak Türkçe’de kullanılıyor. Arapça buna “şiâr” deniyor.

 Bu durumda İslâm’ın iki büyük şiârı, “İslam’ın sıkça söylenen iki büyük kısa sözü” demek oluyor. Öyle ki bu sözler / şiarlar / sloganlar İslam’ın inceliklerini, farkını anlatır ve onu söyleyenlere “şuur” (bilinç) verir. Bundan habersiz olanlar şuursuz / bilinçsiz olmuş olurlar.

 İslam’ın şiarlarına tapınak virdi haline getirilmiş bir halde ezanda, namazda, dualarda, niyazlarda vs. sıklıkla rastlarız. Ama bu makalede en çok tekrarlanan ve bilinen ikisi üzerinde duracağız

ALLAHUEKBER VE LAİLAHE İLLALLAH

DEVAMI:


*****

İSLAM’IN RİTÜELLERİ


Sayın İhsan Eliaçık'ın Kur’an'dan değişik bir bakış açısıyla nasiplenilme yolunu gösteren eski tarihli bir yorumunu, okumamış olan değerli dostlarımın dikkat, bilgi ve değerlendirmelerine sunarım. MKA.


I.       İSLAM’IN RİTÜELLERİ

A.     NÜSUK VE İBADET İLİŞKİSİ, NÜSUKUN AMACI (İBADET)

B.      NÜSUK (İSLAMIN RİTÜELLERİ) NASIL İBADETE DÖNÜŞÜR

1.      HACC:
2.      NAMAZ:
3.      ABDEST:
4.      EZAN:
5.      ORUÇ:
6.      KURBAN:
7.      DOMUZ ETİ:
8.      CENAZE:

C.      KERİM” GÖZLE OKUMAK  / ANLAMAK

******

I.                  İSLAM’IN RİTÜELLERİ


23 ARALIK 2010 PERŞEMBE

A.                 NÜSUK VE İBADET İLİŞKİSİ, NÜSUKUN AMACI (İBADET)


 Ritüel sözcüğü Hind-Avrupa kökünde “ritu” (saymak) imiş… Oradan Letinceye “ritus” (ayin, tören, merasim, örf, adet) olarak geçmiş, Orta-Latincede “ritüale”  olmuş… Ordan da Fransızcaya  “rituel”, İngilizceye “ritual” olarak yerleşmiş…

 Âyin kelimesi ise Türkçeye Farsçadan geçmiş ve görenek, tören, merasim anlamına geliyor. Osmanlıcada kullanılan “Şehrâyin” bu anlamda tören, merasim, şenlik ayı demek. “Ayna” kelimesi de bu kökten.  Ayin ve törende belli hareketlerin tekrar “aynısı” yapılır, aynada da kendinin “aynısını” görürsün. “Aynen” de bu kökten olup tekrar ifade eder…

Görüldüğü gibi ritüel veya ayinde bir hareketin “sayısı, tekrarı ve aynılığı” esastır: 

 Her yıl Ganj nehrine girersin (Hinduizm)… Her Pazar kilisede toplanırsın (Hristıyanlık)… Her ramazan ayında bir ay oruç tutarsın… Namazda bir rüku iki secde yaparsın… Abdestte dört uzvunu yıkarsın… Hacda şeytan taşlarsın… Kabe etrafında yedi defa dönersin (İslam)…

 Kur’an’da ritüeli karşılayacak kavramın nüsuk menâsik olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla  “İslâm’ın ritüelleri” aslında İslâm’ın nüsukları” demek oluyor.

 Nusuk / menâsik kelimesinin Arapçada toprağı ıslah için gübrelemek (nusuku’l-ard), yeni yağmur yağıp yeşillenmiş toprak (ardun nâsike), bir adamın alıştığı yer (en-Neseki)kelimelerinden da anlaşılacağı gibi “gübrelemek, alışmak” gibi anlamları var.

 Kur’an’da nusuk altı yerde salât, oruç, hacc, kurban vb. ile birlikte kullanılır.  Bütün ritüelleri kendinde topladığı için özellikle hacc için menâsik” denir ki aslında diğerlerini de kapsar. 

Kur’an namaz, oruç, hac, kurban vb. ritüllere ibadet demez. 

 İbadet Kur’an’da 278 civarında yerde geçer ve hiç bunlarla birlikte kullanılmaz. (bkz. ‘Din ve ibadet anlayışımız 1-2” ve “Dinin direği nedir?” başlıklı makaleler).



 Şu halde İslam’ın ritüellerine nüsuk diyeceğiz.

DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ


*****

5 Mayıs 2016 Perşembe



KUR’AN ÜFÜRÜK KİTABI DEĞİLDİR

Kur’an'ın  istismar edilişini,  Edip Yüksel "İlginç Sorular" kita­bında  örnekleriyle anlatılır ve devamında şöyle der:
KUR’AN

DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ


*****

10 Mayıs 2016 Salı


ADALET; VAZGEÇEMEYECEĞİMİZ TEMEL DEĞER


 
Doç. Dr. Yaşar YİĞİT
Diyanet İşleri Başkanlığı 
Din Hizmetleri Genel Müdürü

 “Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz)zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır(Onları sizden çok kayırır). Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer(şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseni(bilin ki) şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Nisa, 4/135)

 Ayet, adalet ve adaletin sağlanmasında uyulması gereken temel esaslara vurgu yapmaktadır.

 İnsanlığın ortak değeri olarak nitelendirebileceğimiz adalete, dinimizde de büyük değer verilmiş, bu ayette olduğu gibi değişik vesilelerle adaletin ayakta tutulması emredilmiştir.


Adalet, kanun önünde herkesin eşitliği, kültür, bilgi ve statü farklılıklarından dolayı insanlara başka başka davranılmaması demektir.


Öz bir ifadeyle adalet, insan niteliğine haiz herkese aynı derecede akraba, aynı derecede de yabancıdır. Onun merkezinde, sadece hak ve hakkaniyet vardır.

DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ:

*****

12 Mayıs 2016 Perşembe


KUR'AN'A BİR DE BU GÖZLE BAKIN (imgeler-simgeler-semboller)

Sayın İhsan Eliaçık'ın Kur’an'dan değişik bir bakış açısıyla nasiplenilme yolunu gösteren eski tarihli bir yorumunu, okumamış olan değerli dostlarımın dikkat, bilgi ve değerlendirmelerine sunarım. MKA.

R. İhsan Eliaçık
18 Ocak 2012
KUR'AN'A BİR DE BU GÖZLE BAKIN (imgeler-simgeler-semboller)
Bu makalede sizi Kur’an’ın engin sembolik dünyasında bir yolculuğa çıkarmak istiyorum.

Çünkü Said Nursi’nin 
“Mecaz avama inince hakikate dönüşür” demesinden de anlaşılacağı gibi bu konuda nice çamlar devrildiğini görüyoruz.

Kur’an’da imgeler, simgeler ve semboller konusuna Fransız kimileri Kitab’ı hurafeler, mucizeler ve harikalar diyarına çevirmiş durumda…

Kitab “Ekmek aslanın ağzında” diyor, bizim ‘molla’ gidip hayvanat bahçesindeki aslanın ağzında ekmek arıyor.

Kitab “Göle maya çalınmaz” diyor, bizim ‘molla’ unla, değirmenle, gölle uğraşıyor.

Kitab “Herkes gider Mersin’e, o gider tersine” diyor, bizim ‘molla’ otogarlarda mersin yolcusu arıyor.

Bu konuda vahim yanlışlara bizzat şahit olduğum için Kur’an’ın sembolik tabir ve deyimleri hakkında yazmak vacip oldu.
Kur’an’da sembolizm vardır, evet, ama bu helallerde ve haramlarda değil; daha çok metafizikî konuları kavratmada, kimi kıssalarda ve hatta kıssaların kimi tabir, kelime ve deyimlerindedir.

Bu konular tefsir usulü kitaplarının mecaz-hakikat, muhkem-müteşabih bölümlerinde uzun uzun ele alınır.


Bizim buradaki yaklaşımımız olaya daha “sosyal” pencereden bakmaktan ibaret.

Çünkü İslam’ı, “bireysel kurtuluşçu” ve “terapik din” olarak değil; toplumsal kurtuluşçu, devrimci, sosyal bir din olarak ele alıyoruz. Bunun böyle olduğunu bizzat Kur’an’ın kendisi bize öğretiyor.

Aşağıda “avamın elinde hakikate dönüşen” Kur’an’ın 25 imgesel ve simgesel tabir ve deyimini sıraladım. Kur’an’ın engin ve zengin sembolik dünyasında yapacağımız bu kısa yolculuk umarım işinize yarar…



***
Kur’an’da imgesel ve simgesel anlatım en yoğun şekilde Âdem kıssasında görülür. O halde buradan başlayalım.

DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ.
*****

13 Mayıs 2016 Cuma


TANRIM! DİNİNİ YALANLAMAYA ÇALIŞAN ŞU KULLARINA BAK


 
Dr. Mahmut RİŞVANOĞLU

TANRIM

              Tanrım; bak senin dinini yalanlıyor kulların! Sen görüp bilmektesin; ya eymaz kullarını?

              “Kutsal bir görev arzusuyla milyonlarca insan evlerini, obalarını terk ederek Kâbe’nin çevresine, yığılmıştır. Manevi bir hava hâkimdir bedenlerde ve mabette… Bu maneviyat içinde bir ses yükselir; Kâbe duvarlarından kulaklara;
              ‘Dini yalanlayanı gördün mü?’


               Herkes şaşkın, ‘bu ses kimden?’ diye…

               Bir ses gelir; üzerinde 120 kg altın simlerle nakışlanmış 8 milyonluk örtüden:
              - ‘Dini yalanlayanı gördün mü?’


              Herkes tedirgin, herkes şaşkın ve kendinden emin (!)
              ‘Ne işi var ki burada dini yalanlayanın…!?’


             Bir ses gelir; üç adım öteden beş yıldızlı 585 m yükseklikten, çağdaş (!) Müslümanın Babil Kuleleri’ndeki lüks otel odalarından, altın kaplamalı musluklarından ve zengin sofralarından:
              - ‘Dini yalanlayanı gördün mü?’


              Herkes gergin, ‘kimdir o yalanlayan, hani nerede..!?’
DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ



*****

21 Mayıs 2016 Cumartesi

ALLAH'IN İSİMLERİ




a) Kavram Olarak, İtikat, Allah, Allah'ın İsimleri

 Rabbinin o yüce adını tespih et!” (87. sure (A'LÂ) 1. ayet)

  En güzel isimler Allah'ındır; O'na onlarla dua edin. O'nun isimlerinde ters bir tutum izleyenleri bırakın. Yapıp ettiklerinin cezasını çekeceklerdir.” (7. sure (A'RAF) 180. ayet)

 “Allah'tır O. İlah yok O'ndan başka. Esmaül Hüsna, en güzel isimler O'nundur.” (20. sure (TÂHÂ) 8. ayet)

  Artık, o yüce Rabbinin adını tespih et!” (56. sure (VÂKIA) 96. ayet)

 “De ki: "İster Allah diye yakarın, ister Rahman diye yakarın. Hangisiyle yakarırsanız yakarın, en güzel isimler / Esmâül Hüsna O'nundur. Namazında sesini yükseltme, kısma da. İkisi ortası bir yol tut." (17. sure (İSRÂ) 110. ayet)

 İkram ve kudret sahibi Rabbinin ismi öyle yüce ki... “ (55. sure (RAHMÂN) 78. ayet)

 “Öyle Allah ki O, tanrı yok O'ndan başka. Gaybı da görünen âlemi de bilen O!Rahman O, Rahîm O. Öyle Allah ki O, ilah yok O'ndan gayrı! Melik, Kuddûs, Selâm, Mümin, Müheymin, Azîz, Cebbâr, Mütekebbir. Allah, onların ortak koşmalarından yücedir, arınmıştır. Allah'tır O! Haalik, Bâri', Musavvir'dir O! En güzel isimler / Esmâül Hüsna O'nundur. Göklerde ne var, yerde ne varsa O'nu tespih eder. Azîz'dir O, Hakîm'dir.” (59. sure (HAŞR) 22-24. ayet) 




b) Bakınız: Ek-1 Esmaül Hüsna(Yalnız Tek Kelimelik İsim Sıfatlar) Listesi

 EK-1: ESMAÜL HÜSNA LİSTESİ (Yalnız tek kelimelik İsim-Sıfatlar)

ALLAH: Yaratan, yapıp-eden, ezelî, ebedî olan, varlığın­da başkasına muhtaç ol­mayan, eşsiz, ortaksız kudret

DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ.


*****

30 Mayıs 2016 Pazartesi


BİR ERKEK, EŞİNİN YAPTIKLARINDAN SORUMLU MUDUR?


 
Haluk Gümüştabak
https://mail.google.com/mail/u/0/images/cleardot.gif
Bizler İslam ı kendi nefsimizde öyle bir şekillendir dik ki, Kur’an ın emirleri, verdiği örnekler artık bizler için rehber olmaktan çıkmış, çünkü hiç birisinden haberimiz bile yok. Bir arkadaşımız diğer arkadaşına eşinin, hatta çocuklarının yaptığı yanlışlardan sorumlu olduğunu söyleyerek dert yanıyordu. Arkadaşı da onu teselli ediyor ve herkes kendi yaptıklarından sorumludur, neden eşinin yaptıklarından sorumlu olasın ki, diye onu teselli ettiğine şahit oldum. 


*****

14 Haziran 2016 Salı



MUHKEM ve MÜTEŞABİH

 

Dipnot: 3/7*: Ayetler. Bak: 11/1; 24/1; 38/29; 41/3; 45/9.

3/7**: Âlimler, Kendilerine İlim Verilenler, İlim Sahipleri (Bilgide Derinleşmiş Olanlar). Bak: 3/7; 3/18; 4/162; 17/107; 22/54; 26/197; 26/197; 29/43; 35/28; 39/9; 58/11.

*3/7: Kur'an, Muhkem ve Müteşabih. Çok Anlamlı Ayetler: Bilgi ve Dürüstlük Düzeyini Sınayan Noktalar.

**3/7: Allah katındaki kıyamet saatine ilişkin bilgi İnsanlara bildirilmiş midir? Hiç kimsenin bilmeyeceği iki konu ve Dünyanın sonunun 2280 yılında geleceğine dair Kuran'ın öngörüsü nedir? Bak: 31/34; 3/7; 34/3; 15/87; 20/15; 72/26-27.

KUR'AN VE ANLAM

A. MUHKEM VE MÜTEŞABİH NE DEMEKTİR?

B. KUR'AN'IN TAMAMINDA MUHKEM VE MÜTEŞÂBİH

C. MUHKEM VE MÜTEŞÂBİH AYETLERİ 'GEREĞİNCE OKUMA'YI NASIL YAPACAĞIZ DA KUR'AN'I ANLAYIP YAŞAYACAĞIZ?

D. İTHAF, ÇAĞRI, DUA 


Kur'an'ın Nitelikleri: 3/7.


Y.N. Öztürk
Kitap'ı sana indiren O'dur: Onun ayetlerinden bir kısmı muhkemlerdir ki; onlar Kitap'ın anasıdır. Diğer ayetlerse müteşâbihlerdir. Şu var ki, kalplerinde bir eğrilik ve bozukluk bulunanlar, fitne aramak, onun yorumuna öncelik tanımak için Kitap'ın sadece müteşâbih kısmının ardına düşerler. Onun tevilini ise bir Allah bilir, bir de ilimde derinleşmiş olanlar. Bunlar, "Ona inandık, hepsi Rabbimizin katındandır." derler. Gönül ve akıl sahiplerinden başkası gereğince düşünemez. 


M. Esed
İlahi kelamın özü olan açık ve kesin hükümlü mesajlar ile müteşabihleri kapsayan bu ilahi kelamı sana bahşeden O'dur. Kalpleri hakikatten sapmaya meyilli olanlar, sırf kafaları karıştır(acak şeyler bul)mak için ve ona (keyfi) anlamlar yüklemek amacıyla ilahi kelamın müteşabih olarak ifade edilen kısmına uyarlar; oysa Allah'tan başka kimse onun kesin anlamını bilemez. Bu yüzden bilgide derinleşenler şöyle derler: "Biz ona inanırız: (ilahi kelamın) tümü Rabbimizdendir; derin kavrayış sahipleri dışında kimse bundan ders almasa da."

Dipnot: 3/7*: Ayetler. Bak: 11/1; 24/1; 38/29; 41/3; 45/9.




*****
1 Eylül 2016 Perşembe


Cumhurbaşkanlığı Sarayı külliyesindeki camide yapılmış bir zikir ayininin görüntüleri aşağıdadır.



 Önce onu ibretle seyredelim sonra lütfen, aşağıdaki incelemeyi ve yapılmış zikir tanım ve yorumlarını,  özellikle incelemenin içinde geçen Kur’an ayetlerini tefekkür ederek değerlendirelim.
 Allah’ın rızasını kazanmak ise maksadımız, riya / gösteriş yapmaksızın, Allah’ın ipine / Kur’an’a sarılarak zikrimizi de öyle yapalım.

 Unutmayalım ki Allah, sorumluluğu üzerimizde olmak üzere, işlerimizde / amellerimizde yapacaklarımızın seçim ve tercihini bize bırakmıştır. Hesap görücü olarak Allah yeter.

M. Kemal Adal
                                                                                                                  

ZİKİR

ANLAMI: 


1- Lugat Anlamı: Hatırlamak, hatırlatmak, anmak, gereğini yapmakla birlikte hatıra getirmek, tefekkürle birlikte hatıra getirmektir. Zıttı (نَسِىَ nesiye) unutmaktır. Bu iki manayı şu ayette görebiliriz.

12/42 - İkisinden kurtulacağını sandığı kişiye dedi ki: "Efendinin katında beni hatırla (minhumezkurnî ınde rabbik). Fakat şeytan, efendisine hatırlatmayı ona unutturdu (feensâhuş şeytânu zikra) , böylece daha nice yıllar zindanda kaldı.


2- Kur-an’i çerçeve: Rabbimizin fıtratımıza yüklemiş olduğu Kurani hakikatlerin, yeri geldiğinde hatırlanması ve hatırlatılması eylemidir. Zikir Allah’ı gündemine taşıyarak Onu hayatın her anına ve her alanına şahit kılmaktır. 

Allah’ı anmak, hatırlamak, Onu yaptığımız eylemlerde hesaba katmaktır. Mesela kişi Allah’ı diliyle zikrettikten sonra sabah gidip tefecilik yapıyorsa, yaptığı bu eylem Allah’ı Unutmaktır. Unutma (nesiye) Allah’la bağını koparmaktır. Nesiye yaparak (unutarak), zikirle Allah’la kurmaya çalıştığın bağı bir anda koparıp atıyorsun. 

76/25.”Ve sabah, akşam Rabbinin ismini zikret. (76/25, 23 den itibaren okunmalıdır.)”

73/8. “Rabbinin ismin zikret (Vezkurisme rabbeke) ve bütün varlığınla O'na yönel.” 

73/8 de geçen “Vezkurisme rabbeke” (Rabbinin ismini zikret) müteşabihi olan 76/25 ile düşünüldüğünde yönelmenin kesintisizliğine işaret eder. Yani Sabahın ilk ışıklarından gecenin karanlıklarına kadar Rab her zaman yüreğinde ve hayatına olmalıdır mesajını verir.


3- Âlimlerin Zikir Tanımları;

Mehmet OKUYAN; “Zikretmek her işinde Allah’ı hatırlamaktır. AllahAllahAllah demek değil, Allah’ı hatırlamaktır. Yani Allah’la yaşamaktır. Allah’ı hayatın her anına ve her alanına şahit kılmaktır. Onun şahitliği bilinciyle hayatı yaşamaktır, zikir budur.

Zikir etmek her işinde Allah'ı hatırlamak demektir. Şimdilerde yapıldığı gibi bir zikir terminolojisi peygamberimiz zamanında yoktu. Yani böyle sahabiler mescidin bir kenarında 10. bin defa tesbih çekmiyordu. Allah deyip savaşa gidiyorlardı, bir garibanın derdi ile ilgileniyorlardı, bir yetimin başını okşuyorlardı. Şimdi ne oldu? İşi asıl mecrasından çektik, kelimelere hapsettik, eylemleri bıraktık kelimeler ile idare ediyoruz- Prof. Dr. Mehmet Okuyan” 

DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ.


*****

28 Eylül 2016 Çarşamba


ÜZÜLME!...TEVBE SURESİ 40.AYET: "Lâ tahzen, innAllahe meânâ."= "TASALANMA ALLAH BİZİMLE"
















M.Kemal Adal

Herkese açık olarak paylaşıldı  -  11:05
Üzülme!

Üzülüyorsan, Biri var ki cılız varlığını düştüğü çamurdan kaldırmak istiyor. Onun için dokunuyor kalbine. Kıymetini bil ki, üzmeye değer görüyor seni. Hüzünlerin kalbinin toprağını allak bullak ediyorsa, sen ekilmeye layık bir topraksın demektir. Kaygıların vuruşuyla tuz buz oluyorsa taş katılığında büyüttüğün güvencelerin, yarılan göğsüne umut fidanları dikiliyor demektir.

Üzülme!

DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ.


*****

9 Ekim 2016 Pazar


EYLEMSİZLİK ve GÜNAH ÜZERİNE


Tuncay Erciyes

Lise Fizik derslerinden öğrendiğimiz üzere, cisimler durumlarını değiştirmek istemez DİRENÇ gösterirler.Duran bir cismi hareket ettirmek, hareket halindeki bir cismi durdurmak yani, cismin durumunda değişiklik meydana getirmek için ekstra ENERJİ HARCAMAK GEREKİR. 
Fizik
bilimince, CİSİMLERİN DEĞİŞİME KARŞI gösterdiği DİRENCE; ATALET/EYLEMSİZLİK MOMENTİ denir.

Cisimler gibi İNSANLARIN da ATALET MOMENTİ VARDIR, dersek yanlış olmaz. Çünkü İNSANLAR DA cisimler gibi durumlarının DEĞİŞİMİNE DİRENÇ GÖSTERİRLER. Kendileri, aileleri ve Ulusları için FAYDALI olan DÜŞÜNCELERİ ve BİLGİLERİ ATALETLERİ sebebiyle EYLEME dönüştüremezler. Bunun sonucu olarak gerek BİREY, gerek AİLE gerekse MİLLET olarak BEDEL ÖDERLER.

Dante Alighieri ahirete yolculuğu anlattığı 'Cehennem', 'Araf' ve 'Cennet' isimli üç ciltten oluşan "İLAHİ KOMEDYA"sında şöyle der,

"CEHENNEMİN en KARANLIK YERLERİ buhran zamanlarında TARAFSIZ KALANLARA AYRILMIŞTIR. TEHLİKELİ ZAMANLARDA HAREKETE GEÇMEMEKTEN daha BÜYÜK GÜNAH yoktur"

Görüldüğü üzere Dante ATALETİ/EYLEMSİZLİĞİ en büyük GÜNAH kabul etmiştir. Çünkü İncil'de GÜNAH anlamında kullanılan "SİN" kelimesi, eski Yunan'da OKÇULUK SPORUNDA kullanılan bir kelime olup atılan OKUN hedefi ISKALAMASI, HEDEFİ KAÇIRMAK anlamına gelir. 

Büyük İngiliz şairi William Wordsworth Prelude'nin;  

"ŞAİR OLMAM GEREKİYOR, elimden geleni yapmaz da bu HEDEFİ KAÇIRIRSAM büyük GÜNAH İŞLEYECEĞİM" demesi de bu nedenledir.

Halk arasında "NE EKERSEN ONU BİÇERSİN" şeklinde ifade edilen DETERMİNİZM 
(BELİRLENİMCİLİK) YASASINA göre, herkes bugün ne durumdaysa, onu HAK ETMİŞTİR. Yarın başına ne gelecekse, şimdiye kadar ve bugün YAPTIKLARI ve YAPMADIKLARIYLA onu BELİRLER. Yani, EYLEMSİZLİK içinde olmanın da faturası vardır. Yaratıcının DOĞA YASALARI bu nedenle BİLMEMEYİ MAZERET olarak KABUL ETMEZ, harekete geçmemeyi, ÖNLEM ALMAMAYI AFFETMEZ.  Örneğin, KÜTLE ÇEKİM YASASI, bilene ayrı, bilmeyene ayrı muamele yapmazSapı kopan her Elmayı düşürdüğü gibi, UÇURUMA doğru gitmeyi sürdüren BİREYLERİ ve ULUSLARI da DÜŞÜRÜR. (Benim kişisel KADERE İMAN ALGI VE ANLAYIŞIMDA; Kur'an ayetleriyle ifadesini bulan ve "asla değişmez ve değiştirilemez" dediğimiz, SÜNNETULLAH (Allah'ın yol ve yasası) olarak, Allah'ın yazdığı "KADER / ALIN YAZISI / İLAHİ TAKDİR / ÖLÇÜ" inancım ve kabulüm de işte tam olarak budur. Birey olarak İnsan için de, o insanlardan oluşan toplum için de çabasından / "çalışıp didindiğinden başkası" yoktur. Bakınız: DİP NOT - M. Kemal Adal)

DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ.


*****


16 Ekim 2016 Pazar


DERMÂN ARARDIM DERDİME DERDİM BANA DERMÂN İMİŞ – NİYAZİ MISRİ




6 Ekim 2012 Cumartesi


Dermân arardım derdime derdim bana dermân imiş,
Bürhân sorardım aslıma aslım bana bürhân imiş.
Sağ u solum gözler idim dost yüzünü görsem deyü,
Ben taşrada arar idim ol cân içinde cân imiş.
Öyle sanırdım ayriyem dost gayrıdır ben gayriyem,
Benden görüp işiteni bildim ki ol cânân imiş.
Savm u sâlât u hac ile sanma biter zâhid işin,
İnsânı Kâmil olmaya lâzım olan irfân imiş
Kande gelir yolun senin ya kande varır menzilin,
Nerden gelip gittiğini anlamayan hayvân imiş.
Mürşid gerektir bildire Hakk’ı sana Hakk’alyakîn,
Mürşidi olmayanların bildikleri gümân imiş.
Her mürşide dil verme kim yolun sarpa uğratır,
Mürşidi Kâmil olanın gâyet yolu âsân imiş
Anla hemen bir söz durur yokuş değildir düz durur,
Âlem kamû bir yüz dürür gören anı hayrân imiş.
İşit Niyâzî’nin sözün bir nesne örtmez Hakk yüzün,
Hakk’dan ayân bir nesne yok gözsüzlere pinhân imiş

Dermân arardım derdime derdim bana dermân imiş,
Bürhân  sorardım aslıma aslım bana bürhân imiş.

Dermân arardım derdime derdim bana dermân imiş,
Delil sorardım aslıma aslım bana delilmiş.

Dert zahiren sıkıntı ve zorluk demektir. Her işi bir hikmet üzerine olan hakkın işlerini bizler şer olarak adlandırmak ile kendi gafletimizi ortaya koymaktayız. Sonsuz hayır sahibi olan Allah (c.c) kullarına zulüm edici değildir.Bizler kendi nakıslıklarımızla sıkıntıları dert olarak adlandırıp bir üzüntü ve ümitsizlik içerisine düşeriz. 

Halbuki hakkın bütün tecellileri kullarını kemalata çekmek içindir. Bizler kıt olan anlayışımızla bunu anlayamamaktayız.Ancak arif olanlar bir efendiye bende olan kişiler eğer tam olarak teslim olurlarsa her tecellide hakkı seyir edip hiç bir şeyden mahzun olmazlar.

Elâ inne Evliya Allahi Lâ havfün aleyhim velâhüm yahzenun” Yunus 62

“Bilesiniz ki, Allah'ın dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de.”

Bu ayeti kerimede de görüldüğü gibi onlar her hali ile hakkı tanırlar. Bu yüzden hiçbir şeyi dert olarak adlandırmazlar.

Batını olarak dert ise Allah (c.c) derdidir. Onun veçhini görmek için aşık dert çeker. Ve derman yine kendisindedir. Çünkü insan bu dünya ya gönderilirken sır ile gelmektedir. O sır hakkın zatıdır.
Kendi iç dünyasına nazar edip orada hakkı gören kullar dertlerine derman bulmuş olurlar.
DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ.


*****

27 Ekim 2016 Perşembe


VATAN TAPUSU BİLİNÇLİ PAYDAŞLARINDIR


Prof. Dr. 
Sadık K. Tural 

                        “Türklerin vatan sevgisiyle dolu göğüsleri,
                          düşmanların lânetlenmeye lâyık ihtiraslarına karşı,
                         dâimâ demirden bir duvar gibi yükselecektir.” M. K. Atatürk

İnsan, sevme (sevgi, şefkat, merhamet) özelliği ile doğan, bu yapılandırıcıyı, sesine, sözlerine ve davranışına yansıtan tek varlıktır. Sevgi,  farklı ölçülerde, farklı zamanlarda , farklı varlıklara yöneltilen bir özel enerjidir.

Algı gücü, ilham zenginliği ölçüsünde belirginleşen çok özel sevgiyle oluşan yönelişlerin ilk dördü, Allah sevgisi, peygamber sevgisivatan sevgisibayrak sevgisidir. Bu dört sevginin her biri, zekâyı ayrı ayrı işleterek, akla, ruha ve bedene yeni konumlar kazandırıyor, yapılandırıyor.

İlk atalardan bugüne kadar var olagelen vatan sevgisi, bir coğrafyayı güzel, özel, değerli ve kutsal kabul etmekle temellenen, mensupluk ve sahiplik duygusudur. 


DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ.





*****

28 Ekim 2016 Cuma


BENZEŞEREK BİRLEŞMEK, BİLİNÇLE BÜTÜNLEŞMEK


Sadık K.   T U R A L 
20 Ağustos 2016


 İnsan, kendisinin dışındaki -ilişki kurduğu ve / veya kurabilme imkânı bulunan- her varlığa şefkat, merhamet, sevgi, güven ve samimiyet gösteren ve gösterilmesini bekleyen bir canlıdır. İnsandaki bu beş temel özelliğe bağışlama ve akıl adlı özellikleri de eklenmelidir.    

Şefkat, merhamet, sevgi, güvenç, bağışlama ve samimiyet denilen kavramlar, öncelikle birer duygu adıdır. Duygu ise, olumlu veya olumsuz sonuçlara yol açabilen biyo-psikolojik yönelişler ve sarsılışlardır. Şefkat merhamet, sevgi, güven, bağışlama ve samimiyet, insandaki binlerce duygunun önde gelenleridir. Bu duyguların yokluğu veya azlığı da, aşırılığı da, hem bunların sahibi, hem de yöneltilen varlıklar için, olumsuzluklar zincirine yol açacaktır. İlahî yaratmanın sırlarından biri, bu noktada ortaya çıkıyor: İnsanı her türden sapma ve sapıtmalardan, aşırılık ve yoksunluklardan koruyan, denge / itidalölçüsüne çağıran a k ı l sahipliği… Akıl, duyguların ve davranışların ölçüsünü ve yönünü; farklı durumların ayrıntılarını ve yeni durumlar karşısında uyumlanmayı belirleyen, yol gösteren bir işlevdir.  

DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ.

*****

29 Ekim 2016 Cumartesi


TEDAVİSİ GEREKEN TEHLİKELİ HASTALIK: CEHÂLET


                                                           Sadık K.   TURAL
İnsan, akıl sahibi olduğundan, yaratıkların tamamından üstündür. Bu üstünlüğü, bu ayrıcalığı kazandıran akıl gücü yeterince işletilirse iki ödül veriyor:

Kendisinin dışındaki varlıklarla ilişkiler kurabilme, uyumlanma işlev ve görevinin verdiği huzur ve mutluluk;

 Yaratan’la bütünleşme niyet ve çabasının ürünlerini toplayabilme…

Aklın ayırıcı gücü, öncelikle, yaratılmışlarla ilgi ve bağ kurma sırasında ortaya çıkmaktadır: İnsan, beş duyusuna sunulanları anlamayı başarabilmek zorundadır.Tanıma, bilme, anlama,  kavrama ve tepki verme sırasında, aklını kullanarak, kendisine ait işlev, görev ve sorumlulukları öğrenir: Bedenini, ruhunu koruma; diğer varlıklarla sürdürülebilir bağlar ve ilişkiler kurma; beslenme, barınma, korunma ve neslin devamını sağlama; uyumlanarak bir arada yaşama… Bu sıraladıklarımızın her biri, yüzlerce değer ve davranışa dönüşerek, insanı diğer varlıklardan ayrıştırmaktadır. Bu ayırıcı özellikleri temellendirip biçimlendiren değer ve davranışlardaki farklılık, statü ve rol ayrışmasının da gerekçeleridir.

Varlıkların dışında, Tek ve hiç benzeri bulunmayan sınırsız güce sahip olan bir Yaratan var. Yaratan, kendisiyle ilişki kurmayı sağlayıcı bilgileri ve eylemleri öğrenmesi ve gerekenleri yapması konusunda insanı, s o r u m l u ve özel bir muhatap sayıyor. İnsan, özündeki bilgisayarın şifreli dosyalarını açabildiği ölçüde, ilahî özelliklerle donatılmışlığa ait ödülleri alan varlık…

DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ.

*****

30 Ekim 2016 Pazar


KAVRAMLAR DUYGU VE DÜŞÜNCENİN, TERİMLER BİLİMİN ANAHTARLARIDIR *


Sadık K. Tural
19 Ekim 2009

Vatanımızı ve milletimizi gerilikle, gelişmemişlikle damgalayanların gerekçesi ne idi / nedir? Ne diyorlar(dı)?

Problemlerinizin eksiksiz bir şekilde tespit edilmesi; ulaşılan bilgilerin oluşturduğu durum bilgisinin, bilinçli bir gerçekçilikle kabullenilmesi… Derdiniz, sıkıntınız ve mutlak ihtiyaçlarınızın çözülmesi için, ‘ilgili uzmanlara’ gerekli yetki ve imkânların tanınması… Bunlar yok sizde.”

Açıkça, ’Sizde bunlar bulunmadığından, az gelişmişsiniz, gelişmeniz sağlıklı değil’, örtülü olarak da, ‘Siz, bizden, akıl, bilgi ve teknoloji satın almalısınız.’ diyorlardı.Bizim için,“az gelişmiş “, bilim üretmeyen, geri teknolojili ve “cahil halk” damgalarını vurmuşlardı. 

Daha kötüsü ise, çağdaş bilgi ile teknolojileri yakalamış olan toplumlara, hayranlıktan başı dönmüş bir ruh haliyle yaklaşma, bilimin ve uzmanlığın o toplumlara kazandırdıklarının olduğu gibi alınacağını sanma hastalığından kurtulamayışımız. Yanlışlarımızın temelinde kolaycılık, acelecilikdüşünme çilesine razı olmamak ve de haset yatıyordu. Yöneticilerin ve öğretim eğitimden sorumluların çoğunluğu, bilgi ve teknoloji üretmenin, kolaycılığı ve aceleciliği bırakıp uzmanlığa saygı gösterildikçe mümkün olabildiği gerçeğini görmezden gelebiliyordu. Bilgi ve teknoloji alanlarının uzmanlarına ilgi ve saygı gösterildikçe daha az hata yapıldığını kabullenmek zor oluyordu. 

DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ.





*****

30 Ekim 2016 Pazar


TANRIM! BU RUHBANLAR BİZE YALAN SÖYLÜYORLAR!



Dr. Mahmut RİŞVANOĞLU
24 Ekim 2016


              “Allah’ım; Senin, dinin, kitab’ın ve elçin hakkında ruhbanlar bize yalan söylediler?”

              Hıristiyanlıktan bize de geçmiş olan ruhbanlık, tıpkı büyücülük benzeri kandırmacadan ibaret bir meslek..! Ruhbanlar da, Tanrı katında “iyi bir yerde (!)” olduklarını ve Tanrı ile olan ilişkilerde “aracılık (!)” edebileceklerini iddia edip, bu konumu ile geçinenler..!

              Diğer adıylahayatın zorluklarına katlanmak istemeden kolayca yaşamak isteyenlerin halkın dini zayıflıklarından faydalanarak para ve saltanat kazananlar..!

              (Kur’an’a göre bu terim “Rahbaniyye); “çoğunlukla ‘bu dünya hayatında hiçbir değerin bulunmadığını (!)’ iddia etmeye kadar varan “ruhbanca bir hayat anlayışı” ile abartılı bir zühd (dünyadan el-etek çekerek yaşamak)- “Hristiyanlığın ilk döneminin belirgin özelliği olan ama İslam’ın asla tasvip etmediği bu ant-sosyal tavıra birleştirir. Hâlbuki İslam hem bu dünyayı unutmayın hem de öbür dünyayı” derken dengeli ve ölçülü bir toplum halinde olmanızı ister.

              Muhteva (içerik), anlam ve ruhtan yoksun, ama öne çıkmış bir dış kabuk..!Tarihen sabittir ki; ezici bir çoğunlukla, neredeyse Peygamber’in hemen akabinde, din mensupları gösterişe kayarak; altın yaldızlı, oymalı, renkli, şatafatlı mabetler inşa etmişlerdir. Ruhban sınıfı boş durur mu? Onlar da göz alıcı kaftanlar giyip, başlarına kavuklar takmışlardır!

              Bir kurnazlık mesleğidir ruhbanlık..! Birer fırsat avcılarıdır onlar..! İnsanın iç dünyasında nerede bir boşluk var; oraları oldukça severler onlar.!

              Değilmi ki; yemek yapıp-yiyemeyenler kendilerine bir lokanta arar, tıpkı bunun gibi okumayanlar, araştırmayanlar, düşünmeyenler ve sorgulama mantığını kaybetmiş passif karakterli ve zihinsel sorunları çözüp buna göre bir hayat ve iç dünya kuramayanlar da, kendilerini kurtaracak (!) bir ruhban arayışına çıkarlar..!

*****

31 Ekim 2016 Pazartesi


TASAVVUF 21. YÜZYIL İNSANINA NE VEREBİLİR? *


Sadık K. Tural

15-17 ARALIK 2000


Değerli Dinleyiciler,

İnsan, sorularının yücelttiği ya da ciddiye alınmaz kıldığı bir varlıktır. Merakların oluşturduğu sorular, hem bilgi ve birikim seviyesini, hem de idrak, edep ve duyarlılık seviyesini gösterir. Ben, bugün sorularımı ve isteklerimi sizinle paylaşacağım.

Problematik, problemler yumağı demek… Problematikimiz şudur?

Sadece okul ve kitap değil, basılı, görüntülü ve bilgisayar teknolojilerinin bilgi bombardımanı altındaki 21. yüzyıl insanı, ruhundaki boşlukları gidermek üzere, ‘en doğru’‘en güzel’‘en huzur verici’ olan bilgiler ile zevklere ve bunların yapılandırdığı yaşantılara nasıl erişebilir?

Bu problematikin içindeki problemleri de sıralayabiliriz:




*****

4 Kasım 2016 Cuma


İHTİYAÇLARIMIZA VE ORTAK PAYDAMIZA DÂİR

   

SADIK KEMAL TURAL
24-31 Ekim 2016

Bir varlığın / bütünlüğün devamlılığını veya işlevini sürdürmesi için gerekli olan desteklerin, eklemelerin, bazen de çıkarmaların, eksiltmelerin, değiştirmelerin her birine ve / veya tamamına i h t i y a ç denir. Her varlık, başka varlıklara muhtaçtır, ilgili, ilişkili, bağlı veya bağımlıdır. Her varlık için, muhtaç olmak, destek, yardım beklemek, istemek mutlak bir gerçekliktir. Diğer yandan her varlık, bütünlüğünün bir kısmında yahut tamamında oluşan değişmeler yüzünden, d u r u m u bozulmaktan, işlevini, işleyişini kaybetmekten, yok olmaktan kurtulamaz. Kâinattaki bütün varlıklar, önce yetersizlikleri, en sonunda ölüm’ü yaşamaya mahkûmdur. Yarattıklarına sınırlı birer ömür belirlemiş bulunan,* Samed olan (ihtiyacı bulunmayan) ALLAH ise, hiçbir yaratılmışa muhtaç değil.

İnsan, bir arada yaşama ihtiyacı duyan, bundan dolayı da, aile başta olmak üzere çeşitli büyüklükteki, toplaşmalar, topluluklar oluşturan bir canlı. İnsanlar, benzeşmeyi, birlikte olmayı tercih etme ölçütüne bağlı olarak, d i ğ e r i n i yabancı / ecnebi saymaya dayalı, bütünlükler oluşturmuşlardır. İnsanlık, diğer / başka saydığı ile kendileri arasındaki farklılıklarla temellenmiş ayrışmalarla, sosyal, kültürel, siyasal birlikler, bütünlükler gerçekleştirmiştir.

​DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ.

*****

18 Kasım 2016 Cuma

“BANA KULAK VER, DUY !” DİYORUM, KULAK ASMIYORSUN SEVDİĞİM*



Sadık Kemal TURAL
2-13 Aralık 2015

Eeeeey! Şehitlerden, gazilerden, temiz emeklerden miras kalan, kırk ceddimin yattığı kutsal topraklarda, saygı, sevgi ve şefkatle bağımlı olduğum insanlar…

Eeeey! Kırgınlıklara yenilmeden, uğradığı hukuksuzluklar yüzünden inkâr ve isyana da, dostların güçsüzlük veya korkaklıktan doğan sessizliğinin yol açtığı şaşkınlığa da teslim olmadan, bencileyin, vatanı sevmenin; davranışlarını, sevgiyle mayalayıp ekmeğe aşa dönüştürmenin çabası ve heyecanı ile yaşayanlar…

Eey, niyeti, annesinin sütü kadar ak, babasının teri kadar helal olan vatan karındaşlarım… Eey! Ata ruhlarının çağrılarını duyabildikçe, gerili yaydaki ok gibi, bütün bağlantılardan kopup, hedefi enerjisiyle vurmaya hazır kardeşlerim…

Ey! Tarihleşerek akıp giden zamanın ve şartların oluşturup geliştirdiği millî benliğine ve kimliğine sahip çıkmayı -–çoğunlukla-- unutan yoldaşım… İstemese de peşine düştüğüm gönüldaşım, bir parçası olduğuna inandığım diğer parçam:

VALLÂHİ seni seviyorum…

Seni, ağıtların, şarkıların, türkülerin, oyun havalarının ezgi ve sözlerinde sevdim… Ben, seni anlatmayı başarabilmişlerden, Han Duvarları’nın, Bingöl Çobanları’nın, BVatan Kimin’in, Hancı’nın, Süleymaniye’de Bayram Sabahı’nın mısralarında; İsmail Habib’in Yurttan Yazılar’ıyla sevdim… Seni benMüftüoğlu Ahmet Hikmet’in Üzümcü adlı, bilinçli aydınlara tercüman olan ve kelimelerle çizilmiş, dev tabloya modellik yaptığın için sevdim…

​DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ.

*****

27 Kasım 2016 Pazar


SAFLARI DÜZGÜN VE SIK TUTALIM…

KONUK YAZAR
Adnan İSLAMOĞULLARI
adnanisl@hotmail.com 


Saf`ları sıklaştırmak. Düzgün ve sık tutmak. Hesap yapmamak, bir tek hayatımız olduğunu bilerek, bu hayatı  iyi insan'lar olarak tüketmek, iyi insan olmak, iyi insanların sayısını arttırmağa çalışmak, iyi insanlarla saf tutmak, hizâlanmak. Hizâlanan ve saf tutanların birbirini imtihan edeceği altın ölçü: sır verildiğinde sır tutmak, emânet verildiğinde emânete sahip çıkmak, yola çıkıldığında yolda bırakmamak. Söz verildiğinde verdiği sözden ne pahasına olursa olsun dönmemek, verdiği söze kendisini esir etmek.

Karşılıksız, hesapsız sevmek. Uğrunda dünyanın ancak kurtulabileceği sevgiler kuşanmak. Dostu üzmektense bin kere yanılmayı tercih etmek, önüne gelen hesâbın fazla olduğunu bile bile tebessüm ile o hesâbı imzalamak, o şahâne tegâfülü tebessüm ile kabul etmek. Alan değil veren el olmağa çabalamak. Olanın olmayana borcu olduğunu hep hatırlamak.

Okumak. Düşünmek. Biliyor olmanın tüm çilelerine, bilmenin 'aydınlığı değil bazen karanlığı arttırdığını' bilerek bilmeğe tâlip olmak. Samimî ve hasbî bir tecessüse sahip olmak. Yüksek bir san'ât telâkkîsi, yüksek bir medeniyet tasavvuru, yüksek bir tarih şuuru, yüksek bir lisan uslûbu, yüksek bir musîki zevki, yüksek empati hassaları, yüksek bir nazâket, efendilik sâhibi olmak.

'Murdar bir hâlden muhteşem bir mâziye' kavuşmayı özleyecek ve uzanabilecek kadar geleneklere sahip olabilmek. İstikbâle dâir endişeleri olmak, projeleri olmak. Söyleyecek sözleri olmak. Vatanı, Türk dünyasını gezmek, karış karış gezmek. Bu topraklarda Türk milletinin 'Bismillah' adımı olan Ahlat'ı da bilmek ve Çanakkale'yi bilmek. Her yeri karış karış bilmek, karış karış sevmek, görmek ve  koza gibi örmek.

Çok okumak. Çok düşünmek.

​DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ.

*****

4 Aralık 2016 Pazar



GÖNÜL AYNASI - GÖNÜL TEMİZLİĞİ


Prof. Dr. Mehmet Demirci

Bu hikâyede ressamlıkta iddialı iki zümre konu edilir. Bunlar Çinli ressamlar ve Rum yâni Anadolu ressamlarıdır. Her ikisi de, biz daha usta sanatkârız, derler.
Devrin hükümdârı, bu iki grubu yarıştırmak ister. Büyük bir salonun duvar süslemeleri yapılacaktır. Dikdörtgen bir salon tam ortasından bir paravanla ikiye bölünür. Böylece etkileme ve kopya önlenmiş olur. Salonun bir bölümü Çinli ressamlara, öteki bölümü Anadolu ressamlarına verilir. Çinli ressamlar usta sanatkârlardır. Durmadan boya isterler. Hazine kendilerine açılmıştır, istedikleri kadar malzeme kullanırlar. Kendi bölümlerini fevkalâde güzel resimlerle donatırlar.
Bu sırada Anadolulu ressamların yaptığı ise, kendilerine ait bölümün duvarlarını iyice temizleyip, durmadan cilâlamak ve parlatmaktan ibârettir. Sonunda aynalardan daha parlak hâle getirirler.
Verilen süre bitince, padişah ve jüri üyeleri önce Çinli ressamların eserini görürler ve çok beğenirler. Gerçekten çok göz alıcı ve güzel şeyler yapmışlardır.
Sıra Anadolu ressamların eserini görmeye gelir. Onlar, önce iki bölümü ayıran aradaki duvarın kaldırılmasını isterler. Paravan kalkar, görülür ki, manzara tek kelime ile harikadır. Karşı taraftaki resimler olduğu gibi, pırıl pırıl parlatılmış duvara aksetmektedir. Üstelik bu yansıma sırasında daha bir derinlik, parıltı ve esrârengizlik kazanmış olur. Böylece sonunda büyük ödül Anadolulu ressamlara verilir.1
Mesnevi
İki yüz çeşit renge boyanmaktansa renksizlik daha iyidir. Oğul, Anadolulu ressamlar sûfîlerdir. Onların ezberlenecek dersleri, kitapları yoktur. Ama gönüllerini adamakıllı cilâlamışlar, istekten, hırstan, cimrilik ve kinden arınmışlardır. Gönüllerini cilâlamış olanlar, ilâhî güzellikleri zahmetsizce görebilirler. (C.I, Beyit: 3467-3469)
Açıklama
Acaba gönül cilâlamak ne demektir? İnsanın gönlü en değerli yönüdür. Onun için gönlün, kalbin kollanması gerekir. Onu gereksiz, mânâsız, değersiz şeylerle doldurmamak lâzımdır.
Her organın bir yaradılış amacı vardır. Kalbin yaradılış gâyesi, Allah sevgisine ve Allah inancına sahne olmasıdır. Oraya, bunun dışında daha basit ilgiler ve sevgiler sokarsak onu amacı dışında kullanmış, dolayısıyla kirletmiş oluruzİşte kalbin temizlenmesi, cilâlanması ve parlatılması demek, Allah inancı ve Allah sevgisinden(Kİ, ALLAH'A İMAN İLE ALLAH'I VE YARATTIKLARINI ALLAH RIZASINI KAZANACAK ŞEKİLDE SEVMEK ANLAMINDADIR- MKA) başka ilgi ve sevgilerin kalbten uzaklaştırılması demektir. Bu zor olmakla berâber imkânsız bir şey değildir.Olgunluk aynı zamanda sağlam kişilik ve karaktere sâhip olmak demektir.
*****

7 Aralık 2016 Çarşamba


SEVMEK EN YÜCE DEĞERDİR.


KONUK YAZAR
TUNCAY ERCİYES


SEVMEK EN YÜCE DEĞERDİR. 


SEVMEK ve İYİLİK YAPMAK, Evren ve İlahi sistemin asla duyarsız kalmadığı eylemlerdir. "İyilik yap denize at, balık bilmezse kıymetini Halik (ilahi yasalar) bilir"sözü, yaptığınız iyiliğin bir şekilde mutlaka size geri döneceğini anlatmak içindir. Üstelik böyle davrana davrana REALİTENİZ, OLMA HALİNİZ değişir. "Benzer, benzeri çeker" sözüyle ifade edilen ÇEKİM YASASI, sizi hep iyilik ve sevgiyle muhatap eder.

İBADET, bir takım ritüelleri yerine getirmek değil SEVGİ FARKINDALIĞI ve ŞÜKRÜiçinde olmak, sevgi yeşertecek SÖZLER söylemek, EYLEMLER yapmaktır.

​DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ.


*****
YAZI EKTE DE SUNULMUŞTUR. CUMANIZ HAYIRLI VE HAYIRLARA VESİLE OLSUN İNŞALLAH. MKA.


M.Kemal Adal

Herkese açık olarak paylaşıldı  -  12:37
PROF. DR. ALİ ÇELİK YAZISIDIR.
KONUK YAZAR PROF. DR. ALİ ÇELİK Ölüm ve Ölüm Ötesi “Ölüm” kelimesi ilk duyulduğunda, insanının iç dünyasında bir burukluk meydana getirir. Çünkü kelime, bir “ bitiş, son 

https://kemaladal.blogspot.com.tr/2016/12/olum-ve-olum-otesi.html
*****

10 Ocak 2017 Salı

DİN ADAMLARI YAŞADIĞIMIZ ÇAĞIN SORUNLARININ FARKINA VARMALI



GÜNDEM
Ali Bardakoğlu: Din adamları yaşadığımız çağın sorunlarının farkına varmalı

Eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu ile 21. yüzyılda İslam dünyasının yaşadığı sorunları konuştuk...
08 Ocak 2017 Pazar, 03:52:37 Güncelleme: 03:54:44
·         
 İslam Işığında Müslümanlığımızla Yüzleşme’ adında çarpıcı bir kitap yazan eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu ile 21. yüzyılda İslam dünyasının yaşadığı sorunları konuştuk...

Kitabınızın adını neden “Müslüman­lığımızla Yüzleşme” koydunuz?

İslam ile Müslümanlık aynı şey değildir. Müslümanlar 14 asırdır tarih sahnesindeler vefarklı coğrafyalarda farklı Müslümanlık tarzları ortaya çıktı. Kendi kavgalarımızın, zaaflarımızın, tarihi ve sosyal şartların yol açtığı sıkıntılar vardır. Bu yüzden Müslü­manlığımızın sürekli İslam ışığında gözden geçirmek ve yüzleşmek zorundayız.
Bugün İslam dünyası denildiğine bir Batılının aklına terör, savaş, geri kalmış­lık, kadınların aşağılanması, otoriterlik, bilim sanatta geri kalmışlık ve körfez ülke­lerindeki abartılı lüks tüketimi geliyor. Neden böyle bir manzara ortaya çıktı?

Batılıların da bizim de görme biçimi­mizde biraz yanlılık var. İslam tarihinde bilimde, teknolojide, bilgi üretiminde başarılı olunan altın dönemler var. Ama bugün İslam dünyasında şiddetin, terö­rün, nefretin olduğu doğrudur. Bununla yüzleşmemiz gerekiyor.Kadın hakları, kız çocuklarına ayrımcılık, eğitim, sağ­lık, çevre gibi temel açılardan gerideyiz. Mesela milli gelirlerin İslam ülkelerindeki dağılımı ve sosyal adalet konusu...İslam adaletten çok söz eder, fakirin yanında olmaya teşvik eder ama bugün İslam dün­yasında insan değeri çok aşağılarda.
İslam dünyası niye bu noktaya geldi?

İslam dünyasının geri kalmışlığını sadece dinle ilişkili olarak açıklayama­yız. “Dinimizi yanlış anladığımız için bu noktaya gedik” diyemeyiz çünkü din tek başına toplumların kalkınmasının ya da geri kalmasının amiri değildir. İslam’ın ilk dönemlerinde büyük bir medeniyet kur­duk ama bunu sadece dini iyi anladığımız için kurmadık. Din bir motivasyondu ama dünyayı iyi anladık, gerçeklerle yüzleştik, çalıştık, çabaladık... Ama son yüzyıllarda geri kaldık. Müslümanlık tarzımız kadar, iktisat biliminin, bilimsel düşüncenin, kal­kınmanın, refahın, mutluluğun sağlanması lazım. İyi dindar olduğumuz vakit sağlıklı olur muyuz? Olmayabiliriz. Zengin olur muyuz? Olmayabiliriz. Onların kendilerine has kuralları vardır. Din ile dünya haya­tında önem verdiğimiz şeylerin arasında sıkı bir bağ kurmamız yanlış olur.
‘ZEMİN ÇOK KÖTÜYSE DİNİN YAPACAĞI KATKI SINIRLIDIR’

DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ

*****

*****


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder